15 Ekim 2010 Cuma

Babaganuş Tarifi, Güneşsiz Zamanlar




Hava hep kapalı, gözüm kulağım hava durumu raporlarında. Güneş yüzünü göstermediğinden fotoğraf çekemiyorum. Söylenip duruyorum, yakınlarımı bezdirdim. Oysa yaz tembelliğinden bugünlere sarkmış niyetlerim var: çok sevdiğim patlıcanla bir başlangıç yemeği, domatesler lezzetini kaybetmeden ezme yapıp çekmek gibi. Güneşe sevinip başladığım çorba çekimi birden bastıran yağmur ve karanlık havayla yarım kaldı bu sabah. Babagannuşu beş altı dakikalık bir güneşle yakalayabildim çok şükür. Bakalım, benim aklım fikrim güneşte, güneş sizin içinizde olsun.

Malzemeler:

  • 1 büyük boy patlıcan
  • 2 yemek kaşığı tahin
  • 1 yemek kaşığı ev yoğurdu
  • 1 yemek kaşığı süzme yoğurt
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1 yemek kaşığı limon suyu
  • 2 diş sarımsak

Hazırlama:

Patlıcanı çatalla birkaç yerinden delerek odun ateşinde közleyin. (Ocakta, fırında aynı tadı vermez ama yine de siz bilirsiniz .)

Közlenmiş patlıcanın kabuğunu soyup, çatalla iyice ezin.

Dövülmüş sarımsak, tahin, yoğurt ve limon suyunu katıp iyive karıştırın.

Ayrıca tuz eklemiyoruz, sarımsağı döverken eklediğiniz tuz kai gelecektir. Yine de deneyn, ihtiyaç duyarsanız ekleyebilirsiniz.

Hazır olan babagannuşu kızarmış ekmek üzerinde servis yapın mutlaka.

Pulbiber ve zeytinyağı da arkadaş olsunlar.

Afiyetle...


12 Ekim 2010 Salı

Ispanaklı Çorba



Çorba denemeleri daha olumlu sonuç veriyor deyip bırakmıştık. Uyduruk çorbaları seviyorum. Kıvam bağlamak için çoğunlukla un kullanıyor, içine biraz erişte ya da una bulanmış köfteler attıysam una ihtiyaç duymuyorum. Dondurucuda her zaman haşlanmış nohut, buğday, yeşil mercimek bulundurmak, işimi daha da kolaylaştırır. Tavuk suyu eksik edilmiyor tabii. Bazen bakliyat yerine sebze girer içine, evde ne varsa işte. Kremalı çorbalarla aram yok pek, lakin süt kullanırım. Sebzelerin püre yapıldığı çorbaları pek sevmiyor olsak da; ezme mercimek çorbası, taneli olandan daha makbuldur bizim evde. Bulgur ve limon kabuğu ekledin mi olur sana ezogelin! Yoğurtlu çorbalar en sevdiklerim, üzerine yakılmış tereyağ pul biber, nane üçlüsüyle. Hele kokusu, cızz sesi, kış tadında...

Erik pestilini limondan daha çok severim, naneli ve salçalı çorbalarda. Karabiberi unutmamalı! Beyaz olsun rengi derseniz kuzu gerdanla yapılmış bir düğün çorbası, belki terbiyeli bir tavuk çorbası, belki de soğan çorbası gelir aklıma ilk. İşkembe çorbası yoğurt, yumurta ve un terbiyesiyle, sirkeli ve limonlu güzeldir, paça çorbası soğuğu gördük mü ilk yapılan çorbadır çoğu zaman.

Ama annemin tarhanası başkadır. Boşuna darhane çorbası dememişler kendisine. Anadolu'daki pek çok yemek gibi, evde ne varsa katıştırılmış da ortaya çıkmamış mıdır kendileri? Hadi siz de bugün canınız ne isterse bir araya getirin, sıcak bir tencere çorba yapın kendinize, sevdiklerinize. Benim ıspanaklı çorbam hasta bir günüme denk gelmişti. Karabiberli olsun, yaksın istemiştim, ortaya bu reçete çıktı. Sizin de vardır mutlaka aşağı yukarı benzer bir tarifiniz. (Tabağın kenarlarını ne kadar sildiysem de inat etti böyle poz vereceğim diye, hoş görün olur mu?)

Çorba tadında sıcak günler dilerim...

Malzemeler:

  • 1 orta boy kurusoğan
  • 1 orta boy patates
  • 1 orta boy havuç
  • 1 tatlı kaşığı un
  • 1 yemek kaşığı dolusu pirinç
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • Kaşığın ucuyla biber salçası
  • 2 yemek kaşığı tereyağ
  • 1 lt su
  • 1 su bardağı su
  • Tuz, karabiber
  • Küçük bir kase temizlenmiş doğranmış ıspanak

Hazırlama:

Tereyağını tencereye koyup eritin.
Eriyen yağa küçük zar şeklinde doğradığınız havuç ve patatesleri atıp, bir iki dakika kızartın.
Yemeklik doğradığınız soğanları ekleyip sararana kadar kavurun.
Domates ve biber salçasını ekleyin.
Tüm malzemeyi salçayla birlikte kavurduktan sonra unu katıp, şöyle bir çevirin ve hemen soğuk suyu verin.
Tavuk suyunu da ekleyip kaynamasını bekleyin.
Kaynayan çorbaya yıkanmış pirinç ve ıspanakları ekleyip, ıspanak ve pirinçler yumuşayana kadar ortadan az ateşte pişirin.
Tuzunu ve karabiberini ekleyip, kıvamını bulan çorbayı ateşten alın.
Sıcak sıcak için, şifa olsun.


8 Ekim 2010 Cuma

Çikolatalı Romlu, Karamelli, Dondurmanız Nasıl Olsun?




Şu soğukta çorba tarifi beklenir, bende dondurma var. Yaz boyunca krema veya jelatin kullanmadan, dondurma makinası kullanmadan sadece çırpma yöntemiyle kıvamlı, dolgun dondurma elde etme çabalarım oldu. Hemen hepsi boşa çıktı diyebilirim. Hele limonlu dondurmam donmuş süt halini alınca, yerle bir olan ümitlerim bu son yaptığım karamelli bir de çikolatalı dondurmalarda biraz toparlandı. Bir daha deneyecek miyim diye sorarsanız, cevabım hayır olacak. Katacağım kremamı, ohh misler gibi dondurmamı kaşıklayacağım.

Bu dondurmaları yaparken bir taşla iki değil dört kuş vurmaya çalıştım.
Bir kilo sütle başladığım işlemlere sütü dörde bölerek devam ettim. Karamel ve çikolatalı olanlar tuttu. Çikolatalı tam kıvamında olsa da karamellinin kıvamı sorbeye daha yakındı. Ama antep fıstığı kattığım berbattı, acıydı, hem hindistancevizi hem de hindistancevizi aroması katarak elde ettiğim karışım ise felaketti.

Mutfak böyle değil midir? Katar katıştırırsın, hayal edersin, gönlün ne çektiyse, elinin altında ne varsa birleştirirsin. Bazen sonuç güzeldir, bazen yenilmeyecek kadar berbattır. Moleküler gastronominin öncüsü Heston Blumenthal gibi kimya bilgim de yok, elimin altında kimya laboratuvarını andıran bir mutfağım da. Onun gibi dondurma yapamam hele. Ama çorba denemelerim daha olumlu sonuç verebiliyor. Şimdilik dondurma var, bir sonraki yazıda da keyfimce yaptığım ve çok sevip artık sürekli yaptığım bir çorba olsun o zaman.

Çikolata ve Romlu Dondurma İçin Malzemeler:

  • 1/2 kg süt
  • 125 gr toz şeker
  • 3 yumurta sarısı
  • 160 gr sütlü çikolata
  • Birkaç damla rom aroması
  • 1 yemek kaşığı çözünebilir hazır kahve

Hazırlama:

Sütü bir kere kaynatın.

Toz şekerle yumurtayı bir tencereye koyarak iki üç dakika çırpın.

Çikolatayı benmari usülü eritin, çırpmaya devam ederek yavaş yavaş kaynar süte yed
irin.

Tencereyi ateşe koyup üç dört dakika kaynatmadan karıştırın.

Kaynamaya başlamadan hemen ateşten alıp çırparak soğutun.

Bir kaba boşalttığınız karışımı dondurucuya koyup, yarım saatte bir çıkarın, üç dört dakika çırpın.

Bu işleme dondurma kıvamını bulana kadar devam edin.



Karamelli Dondurma İçin Malzemeler:

  • 1/2 kg süt
  • 85 gr toz şeker
  • 2 yumurta sarısı
  • 1/4 çubuk vanilya(yoksa çay kaşığının ucuyla vanilin)
  • 2 yemek kaşığı karamel

Hazırlama:

Vanilyayı süt ile bir kere kaynatın.

Toz şekeri ve yumurta sarılarını iki üç dakika çırpın, çırpmaya devam ederek sütü ilave edin.

Tencereyi ateşe koyarak üç dört dakika kaynatmadan karıştırın.

Kaynamadan ateşten alın, karameli de katıp soğuyana kadar çırpın. (Karameli katarken rengini ve tadını kontrol edip, dilediğiniz kadar katabilirsiniz.)

Bir kaba boşalttığınız karışımı dondrurucuya koyup yarım saaatte bir çıkarıp üç dört dakika çırpın.

Bu işleme dondurma kıvam bulana kadar devam edin.



4 Ekim 2010 Pazartesi

Yeşil Domates Pilakisi



Sütçüden satın aldığım bu güzeller güzeli yeşil domatesler aklımı çeldiler benim. Kabak etkinliğinin yükünü sırtımdan yeni atmışken, bir daha etkinlik işine girişmeye tövbeler etmişken fısıldadılar kulaklarıma:

- Turşu zamanı şimdi, turşu etkinliği yap!

Nasıl da çekiyor değil mi, hepimiz şöyle bir araya gelip ne güzel bir turşu arşivi oluştururduk.

Yok ama vallahi yok! Yapmayacağım.

-Niye yazıyorsun o zaman?

diyeceksiniz. Olur da bir üstlenen bulunur diye, fikrim öksüz kalmasın bir kenarda diye.

Ben yeşil domateslerimle pilaki yaptım, suyunun rengi en az kendilerinin yeşili kadar çaldı gönlümü. Tek şartım var: domatesleri oda ısısında bir gün bekletip öyle yapın olur mu?

Malzemeler:

  • 1 kg. yeşil domates
  • 1/2 su bardağı zeytinyağı
  • 2 adet orta boy kurusoğan
  • 2 diş sarımsak
  • 1 kahve fincanı pirinç
  • 3 adet kesme şeker
  • Kıyılmış maydonoz
  • Tuz

Hazırlama:

Soğanları küp küp doğrayın.

Domatesleri dilim dilim kesin.

Pirinci yıkayıp süzün.

Zeytinyağını bir tencerede kızdırın.

Soğanı ve doğranmamış sarımsağı ilave edin.

Soğan sararıncaya kadar kavurun.

Domates, tuz, kesme şeker ve pirinci ilave edin.

Domatesin üzerini kaplayacak kadar su koyup, üzerini bir kapakla kaparın.

Tencerenin kapağını kapatıp, kaynayana kadar hızlı, sonra kısık ateşte, domates suyunu çekene kadar pişirin.

Soğuyan pilakiyi tabağa alıp, üzerine kıyılmış maydonoz serpip servis yapın.


1 Ekim 2010 Cuma

"Emzirme Reformu Gerekli"




Böyle diyorlar, biliyorsunuz kendi döküntülerim ve yemek tariflerim dışında farklı konulara yer vermiyorum Narince'de. Geçtiğimiz haftalarda aldığım e-postaya kayıtsız kalmam mümkün değildi. Emzirmenin hazzını yaşamış, emen bebekleri dakikalarca izleyebilen, emzirmeyi özlemiş bir anne olarak onlara destek veriyorum. 1-7 Ekim Emzirme Haftası'nda konuya dikkat çekelim lütfen.

EMZİRME REFORMU MANİFESTOSU

Anne sütü, bir bebeğin alabileceği en iyi besindir.

Dünya Sağlık Örgütü, bebeklerin ilk altı ay boyunca sadece anne sütüyle beslenmelerini, daha sonrasında ise ek gıdalarla desteklenerek en az iki sene boyunca emzirilmelerini önermektedir.

T.C. Sağlık Bakanlığı da Dünya Sağlık Örgütü’nün bu önerisini dikkate alarak “ilk altı ay sadece anne sütü” yaklaşımını benimsemektedir.

“İlk altı ay sadece anne sütü” yaklaşımının uygulanmasında ve annelerin bebeklerini istedikleri gibi emzirmeleri konusunda gerek iş hayatında, gerekse toplumsal hayatta sorunlar yaşanmaktadır. Şöyle ki:

İş Hayatında:

  • Çalışan annelerin yaşadığı sıkıntıların başında süt izninin gereği gibi kullanımı gelmektedir. Yasaya göre, bir yaşından küçük çocuğunu emzirmesi için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilen anne, bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır. Bu madde, iş yasasında teminat altında olmasına rağmen uygulamadan kaynaklı sorunlar yaşanmakta, çalışan anneler süt izinlerini hakları doğrultusunda kullanamamaktadır. Bu sorunlar iş yerinin bakanlık müfettişleri tarafından denetlenmesi ile düzeltilebilir.
  • Sağlık Bakanlığı’nın “ilk 6 ay sadece anne sütü” politikasıyla Çalışma Bakanlığı’nın çalışan annelere sağladığı 4 aylık doğum izni birbiriyle çelişmektedir. Birçok anne bebeği henüz iki-iki buçuk aylıkken çalışmaya geri dönmek durumunda kalmakta ve işyerinde sütünü gereği gibi sağamadığı için sütü azalarak kesilmektedir. Bu yanlışlık bir an önce giderilmeli, Çalışma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı’nın “ilk 6 ay sadece anne sütü” uygulamasını destekler hale getirilmelidir.
  • Ülkemizde doğum izni konusunda ciddi değişikliklere ihtiyaç vardır. Birçok çalışan anne doğumdan önce 8, doğumdan sonra 8 olmak üzere, toplamda 16 haftalık ücretli doğum izni kullanabilmekte, doğumdan önceki izninin beş haftasını doğum sonrasına aktarabildiği takdirde bile bebeği henüz gün boyu meme emmesi gereken durumda olmasına rağmen işe geri dönmek durumunda kalmaktadır. Dolayısıyla oldukça yetersiz kalan hali hazırdaki doğumdan sonraki 8 haftalık ücretli doğum izni en az 6 aya çıkarılmalıdır.
  • Doğum sonrası ücretsiz izin konusunda özellikle de özel sektörde çalışan anneler zorluk yaşamakta, annenin ücretsiz izin isteğine kötü bakılmakta, hatta işten çıkarma sebebi olarak bile görülebilmektedir. Dolayısıyla ücretsiz izin konusunda da ciddi değişiklikler yapılmalı, doğum sonrası ücretsiz izin en az iki seneye çıkarılmalı ve özel sektör çalışanları da, kamu çalışanları gibi rahatlıkla ücretsiz izin kullanabilmelidir.
  • “Gebe Veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları Ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik”, Madde 15’e göre, “yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 100-150 arası kadın işçi çalıştırılan işyerlerinde, bir yaşından küçük çocukların bırakılması ve bakılması ve emziren işçilerin çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine en çok 250 metre uzaklıkta bir emzirme odasının kurulması zorunludur.” Yine aynı yönetmelik, “yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 150 den çok kadın işçi çalıştırılan işyerlerinde, 0-6 yaşındaki çocukların bırakılması ve bakılması, emziren işçilerin çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine yakın bir yurdun kurulması”nın zorunlu olduğunu, yurt açma yükümlülüğünde olan işverenlerin yurt içinde anaokulu da açmak zorunda olduğunu belirtmektedir. Bu maddeler yürürlüğe konmalıdır.
  • Aynı yönetmeliğe göre, emziren işçi doğumu izleyen altı ay boyunca gece çalıştırılamaz. Yeni doğum yapmış işçinin doğumu izleyen sekiz haftalık süre sonunda, emziren işçinin ise, altı aylık süreden sonra gece çalışması yapmasının güvenlik ve sağlık açısından sakıncalı olduğunun hekim raporu ile belirlendiği dönem boyunca, gece çalıştırılamaz. Bu maddelere de uygulamada sadık kalınmalı, emziren anneler gece çalıştırılmamalı, vardiyalı çalışmaya zorlanmamalıdır.
  • Emziren anneler günde 7,5 saatten fazla çalıştırılmamalıdır. Bu, kanun gereği böyledir.
  • Hiçbir çalışan anneye çocuğunu emzirdiği ve süt izni kullandığı içini şyerinde “mobbing” uygulanmamalıdır. Annenin süt iznini kullanacağı saatlere kasti olarak acil toplantılar, “o dakika bitirilmesi gereken işler” denk getirilmemelidir. Anne, fazla mesai yapması için zorlanmamalı, işini kaybetme tehdidiyle süt iznini kullanması engellenmemelidir.
    • Hiçbir çalışan anne emzirdiği için, süt iznini kullandığı için işinden çıkartılmamalıdır.
    • Çalışan bir annenin süt iznini kullanıyor olması performansının düşük olduğu anlamına getirilmemelidir. Annenin işyerinde bulunduğu saatlerdeki performansı, diğer çalışanların performans değerlendirme ölçütleri ile aynı doğrultuda, adil bir şekilde değerlendirilmelidir.
    • İşyerinde sütünü sağması gereken annenin ihtiyaçları (oda, buzdolabı vb.) karşılanmalı ve mahremiyetine saygı gösterilmelidir. Anne, tuvaletlerde ya da arşiv odalarında sütünü sağmak zorunda bırakılmamalıdır.

    Toplumsal Hayatta:

    • Gebeler ve yeni anneler, emzirme hakkında yeterince bilgilendirilmelidir.Yeni annelerin, emzirme teknikleri konusundaki yetersiz bilgileri “sütüm yetmiyor” gibi endişelere yol açmakta, mama vermeye yatkın doktorlardan ve aile büyüklerinden gelen baskının da etkisiyle birçok bebek anne sütünden gereksiz yere mahrum kalarak mamayla beslenmektedir.
    • Emzirme, doğumdan sonra en kısa sürede başlamalıdır. Tıbbi bir engel yoksa, doğumundan sonraki ilk dakikalarda bebek annenin kucağına verilmeli ve doğumdan sonraki ilk yarım saat içinde emzirmenin başlaması sağlanmalıdır.
    • Her annenin bebeğini istediği sürece emzirme hakkı vardır. Hiçbir anneye çocuğu “meme emmek için fazla büyüdüğü için” mahalle baskısı yapılmamalı, anne ve bebek devamını istediği sürece bu bağın zorla kopartılması hiçbir şekilde talep edilmemelidir.
    • İsteyen her anne, parkta, sokakta, alışveriş merkezinde vs. bebeğini emzirebilmelidir. Hiçbir anneye ortalıkta emzirdiği için ayıp, yasak, ya da kötü bir şey yapıyormuş izlenimi verilmemelidir. Bebeğini emziren annenin memesi cinsel obje değildir.
    • Ortalıkta emzirmek istemeyen annenin mahremiyetine de saygı gösterilmelidir.


LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin