pilav etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pilav etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Sarımsaklı Bulgur Pilavı Eşliğinde Davet Eti



Erzincan'dan bir diğer tarif sarımsaklı bulgur pilavı eşliğinde davet eti. Sofra Dergisi'nden. Kemikli iri parça koyun eti ( but, gerdan, kol olabilir) kızgın tereyağında önlü arkalı mühürlenir ve kapağı kapatılıp altı mümkün olduğunca kısılarak kendi suyunda pişmeye bırakılır. Kapağı sıkça açılmamalı, pişmesine yakın tuzu eklenmeli. Olur da suyunu çeker ve yine de pişmezse biraz sıcak su ekleyerek pişirebilirsiniz pek tabii. Acelem var derseniz düdüklüde de pişirebilirsiniz, neden olmasın?

Pişen etleri ısıya dayanıklı bir kaba alıp, küçük bir kasede domates salçası, az yoğurdu sulandırın ve etlerin üzerine gezdirin. Önceden ısıtılmış iki yüz derece fırına verin ve etlerin üzeri kızarana kadar fırında tutun.

Sıra geldi bulgur pilavına; tencerede eriyen tereyağına piyazlık doğranmış kuru soğanları katıp, sarartın. Küp doğranmış kırmızı biberi, yemeklik doğranmış domatesleri  ekleyin, bir iki çevirin.  Yıkanmış, suyu süzülmüş bulguru da ekleyin, birkaç dakika daha kavurun, önceden on on beş dakika haşlanmış ve ince kıyılmış bir avuç taze fasülyeyi, sıcak suyunu, biraz da et suyu verin. Tuz, karabiber, biraz da gönlünüzce haşlanmış nohut ekleyip fokurdayan pilavı kısık ateşte pişirin.

Pilav demlenirken, küçük bir tavada tereyağını eritin, ince kıyılmış taze sarımsakları ekleyip altını kapatın. Mis kokulu tereyağının yarısını pilava katıp dikkatlice karıştırın ve yeniden dinlenmeye bırakın.

Servis için alta pilav, üzerine et koyuyor, onun da üzerine sarımsaklı tereyağı gezdiriyoruz.

Sarımsak deyince yüzü gülenlerdenseniz bekleyin...


3 Aralık 2012 Pazartesi

Artun Ünsal, İstanbul'un Lezzet Tarihi




Artun Ünsal'ın merak ettiğim ve  fiyatı yüzünden alamadığım kitabı İstanbul'un Lezzet Tarihi'ni kütüphanede bulunca nasıl kapıp getirdiğimi anımsamıyorum diyebilirim.

''Roma'dan Osmanlı'ya, Doğu ve Batı'yı hem birleştiren hem de ayıran iki büyük imparatorluğun tam on altı yüz yıl boyunca başkenti olan İstanbul, geçmiş uygarlıklardan günümüze, değerini ve çekiciliğini koruyabilmiş ender dünya metropollerinden biridir.''


Kitap bu cümleyle başlıyor. Yabancı seyyahlar, askerler, devlet adamları... Her uğrayanı kendine hayran bırakan bu şehre dair  onların cümlelerinden alıntılar var çokça.

'' Liverpool'dan gemiyle İstanbul'a üç hafta süren bir deniz yolculuğu yapan ünlü Moby Dick'in yazarı Amerikalı Herman Melville 1856 yılında sisli bir Aralık ayı havası yaşayan İstanbul açıklarına gelir. Ayasofya'nın altını ve surları seçebilir ama kilisenin kubbesi sisin altında gizlidir; ''Utangaç bir kendini göstermeydi bu, bir çeşit cilveleşme,  hayal gücüne yer açan ve manzarayı abartan; Konstantinopl, tıpkı sultan hanımları gibi, öylece 'yaşmakları' ile yüzünü gizlemiş halde görülüyordu....''

İstanbul'un lezzet tarihi Orta Asya Türkleri'nin anlatılmasıyla devam ediyor. Çoğunlukla göçebe olarak tanımlanan Türk Boyları'nın aslında yarı göçebe, hatta yerleşik yaşam tarzı gerektiren düzenli tarım, hayvancılık ve  meyvecilik konularında da bilgili olduklarına dair kanıtlar sunuyor. - Tıpkı diğer çalışmalarında olduğu gibi belgelere dayandırarak, kaynaklar göstererek yapıyor bütün bunları.- Asyalı Türkler bahçelerinde çeşit çeşit meyveler yetiştiriyor, bunları gerek taze gerekse kuru şekilde tüketiyor; tatlı namına bal bal ve pekmez kullanıyorlarmış taa ki İran ve Arap kültürleriyle etkileşime geçene dek. -Şerbetin İranlılardan dünyaya bir armağan olduğunu anımsayalım burada-

Kuzey Afrikalı Arap gezgini Tancalı İbn Battuta şöyle anlatır: ''Tatlı yemek onların nezdinde ayıp karşılanır! Ramazan ayı içinde Sultan Uzbek'in huzurunda bulunuyordum . Sık sık yenmekte olan kısrak ve koyun eti vardı sofrada. Ayrıca 'rişta' (erişte) denilen ve şehriyeye benzeyen; piştikten sonra sütle karıştırılarak bir çorba da hazırlanmıştı. O gece arkadaşlarımın yaptıkları tatlıdan  bir tabak sundum sultana. Sultan sadece parmağıyla dokunup tatmakla yetindi, bir daha elini sürmedi...''

Daha sonra doğuya doğru göç sırasında Anadolu'ya doğru ilerlerken karşılaştıkları uluslardan etkilenimleri konu ediliyor. Örneğin İran ve Araplarla etkileşimleri sonucu daha fazla sebze tüketmeye, sütlü ve hamurlu tatlılar yapmaya başlıyorlar. Anadolu'ya gelişleriyle birlikte artık mutfaklara kümes hayvanları, yumurta, pırasa, kereviz gibi sebzeler ve elbette deniz balıkları giriyor.

Kitapta Selçuklu Sarayları'ndan söz edildikten  ve Mevlana'dan yemek üzerine birkaç küçük not aktarıldıktan sonra Osmanlı Mutfağı'na geçiyoruz. İspanya'dan kovulan Seferad Yahudi tüccarları ile domates, salatalık, biber, yaz kabağı gibi yiyecekleri; komşu Ortadoğu'nun nohut ve patlıcanı da günlük kullanıma dahil oluyor. Önceleri sade olan saray mutfağı, imparatorluk genişledikçe daha gösterişli, daha ihtişamlı bir hal alıyor. Geniş topraklara yayılan Osmanlı'nın Mutfağı kozmopolit, aynı zamanda yaratıcı ve rafine bir mutfak olup çıkıyor. Ve tabiiki mütevazı, kozmopolit halkın mutfağı da kitapta anlatılıyor.

Sonra Cumhuriyet Dönemi, değişen yemek alışkanlıklarımız, bugünümüz...

İkinci Bölüm'ün başlığı : '' Bizim Evde Pişen Yemekler.'' Evde eşiyle birlikte uyguladıkları tariflere yer veriyor Artun Ünsal. Tarifler de fotoğraflar da pek güzeller. Kaynağından öğrenilip, günümüz mutfaklarında uygulanabilir hallere getirilmiş leziz yemekler. Mutfağa, mutfak kültürümüze, yeme içme tarihimize meraklı herkesin evinde bulundurması gereken bu çok kıymetli kitaptan bir tarif var bugün Narince'de. - fiyatının biraz düşmesini ve alabilmeyi umuyorum bu arada ben de-

Fesleğen ve kanlıca mantarlı bulgur pilavı için dondurumdaki kıymetli kanlıca mantarlarımdan kullandım. Bir tencerede, tereyağında ince ince doğranmış bir büyük kuru soğanı şöyle bir pembeleştirin .Bir tane sivri yeşil biberi de katın, sonra bir avuç kıyılmış kanlıca mantarı, bir orta boy da doğranmış domates. Hepsini şöyle bir çevriştirip; azı  tavuk suyu olacak şekilde sıcak su verip kaynamasını bekleyin. Kaynayan suya bir kase bulguru, tuzunu, karabiberini de katıp fokurdayınca altını kısın. Göz göz olup suyunu çektiğinde bulgurların pişip pişmediğini kontrol edin, pişmemişse az daha sıcak su ekleyebilirsiniz. Pişen pilava bir iki sap ince kıyılmış yeşil soğan, üç dört dal da kıyılmış taze fesleğen ekleyip sarın sarmalayın, dinlenmeye bırakın. Sıcak sıcak servis yapın. Afiyet ola.



6 Haziran 2011 Pazartesi

Baklalı Bulgur Pilavı



Malzemeler:

  • 1 adet orta boy kuru soğan
  • 3 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1 su bardağı bulgur
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • Bir küçük kase kavurma
  • 1 orta boy domates
  • 1 adet sivri biber
  • 7-8 adet taze bakla
  • 1 çay kaşığı toz şeker
  • Tuz, karabiber
  • 2-3 dal taze nane
  • 1 su bardağı et suyu
  • Su

Hazırlama:

Kurusoğanları incecik, yemeklik doğrayın, zeytinyağında sararana kadar kavurun.

Ayıklayıp ince ince doğradığınız baklaları da ekleyin, tekrar kavurun.

Baklaların üzerine çıkacak kadar sıcak su ekleyip ocağın altını kısın.

Baklalar suyunu çekip yumuşadığında önce kavurmayı, sonra biber salçasını ekleyip kavurun.

Sırasıyla doğranmış sivri biber ve domatesleri, bulguru ekleyip bir iki dakika tekrar kavurun.

Bulgurunuzun çektiği suya göre ayarlayıp, et suyu ve su ekleyin, tuz, karabiber, toz şeker serpin.

Altını kısıp pişmeye bırakın.

Pişen pilava kıyılmış taze nane ekleyip karıştırın, servis yapın.


25 Nisan 2011 Pazartesi

Et Tajin ( Safranlı Kuskus ve Muhammara Eşliğinde )





Sürpriz temalı ikinci haftaya et tajin ile katılmıştım. Uzakların egzotik baharatlarının kokusunu taşıyan et tajin, muhammara ve safranlı pilavla aynı tabaktaydı. Şiir tadında tarifi şurada olan muhammara için lavaşlardan cips yapmıştım.

Et Tajin İçin

Malzemeler:

  • 500gr kemiksiz koyun eti
  • 3 adet küçük boy kurusoğan
  • 2 adet orta boy havuç
  • Bir küp şeker büyüklüğünde taze zencefil
  • 2 tatlı kaşığı toz kırmızı biber
  • 1 çay kaşığı kişniş tohumu
  • 4-5 diş sarımsak
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • Sıcak su
  • Tuz

Hazırlama:

Taze zencefil, toz kırmızı biber ve dövülmüş kişniş tohumu ile eti harmanlayıp en az üç dört saat dinlendirin.

Toprak güveci ocağa koyup kızdırın.

Sıvıyağı koyup kızmasını bekleyin.

Yağ kızdığında etleri ekleyip kabuk bağlayana kadar kızartın.

Böylece suyunu ve lezzetini içine hapsettiğiniz eti, ağzı kapalı olarak kendi suyunda, çok kısık ateşte pişmeye bırakın.

Ağzını sık sık açmamak kaydıyla, etler suyunu çektiğinde havuç, bütün soğan ve sarımsakları ekleyin bir iki dakika kavurun.

Etlerin üzerini biraz geçecek kadar sıcak su ve tuz ekleyin.

Yine ağzını kapatıp çok kısık ateşte etler iyice yumuşayana kadar pişirin.

(Arada suyunu kontrol edin, etler hala pişmemiş ve suyu kalmamışsa yine sıcak su ekleyebilirsiniz.)



Safranlı Kuskus Pilavı İçin

Malzemeler:

  • 1 su bardağı kuskus
  • 2,5 su bardağı sıcak su
  • Bir tutam safran
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı

Hazırlama:

Suyu kaynatın, safranı içine atın.

Safranla rengi sararan suyu süzüp tekrar kaynatın.

Kaynayan suya kuskusları katıp ortadan az ateşte pişmeye bırakın.

(Kuskuslar pişmemiş ama suyu bitmişse tekrar sıcak su ekleyebilirsiniz.)

Tavada zeytinyağını hafifçe kızdırıp pişen kuskusları ekleyin.

Bir iki dakika çevriştirip zeytinyağını yedirdiğiniz kuskus pilavını dinlenmeye bırakın.



Muhammara İçin

Malzemeler:

  • 2 büyük paprika
  • Bir diş sarımsak
  • Bir orta boy kuru soğan
  • Bir çay bardağı ceviz
  • İki yemek kaşığı biber salçası
  • Bir dilim kızarmış ekmek
  • 1 çay kaşığı kimyon
  • 1 yemek kaşığı yoğurt
  • 3 yemek kaşığı limon suyu
  • 1 yemek kaşığı nar ekşisi
  • Bir tutam tuz
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı


Paprikaları közleyip bir kesekağıdının arasında bekletin. (Bu işlemle soymanız kolaylaşacak.)

Kabuklarını soyup tohumlarını ayıkladığınız biberleri iri parçalar halinde doğrayıp mutfak robotuna atın.

Kalan malzemenin hepsini de ekleyip robotu çalıştırın.

Muhamamaranız hazırdır.

Yanında lavaşları üçgen şeklinde doğrayıp, zeytinyağı ilavesiyle fırında kurutarak elde ettiğiniz cipslerle servis yapın.




1 Ağustos 2010 Pazar

Patlıcanlı Pilav, Patlıcan Kurutma, Cacık vs. vs.


Her yerde patlıcan görüyorum sanki. Geçen yıl az geldi, bu sene on beş kilo kurutacağım deyip, pazardan bir koli patlıcanı olduğu gibi alıp eve getirirsen yirmi bir kiloluk patlıcan yığınıyla bakışır durursun böyle. Yaşlanıyorum üstelik; eskiden bir günde yaptığım işi iki günde ancak yapar olmuşum. Yap yap bitmiyor, azalmıyor patlıcan. Eş parçalara dilimle, içlerini oy, tuzlu suya at. Sonra yıka, yorgan iğnesiyle diz iplere, bağla balkonlara.


Bir de yiyip tadına bakmalı bu çizgili güzellerin. Yaz sıcağında yapılsa yapılsa patlıcanlı bir pilav yapılır, yanında soğuk cacıkla. Bir su bardağı pirinç sıcak suyla ıslanır. İki patlıcan alaca soyulur, küp doğranır, tuzlu suda bekletilir. Acısı çıkınca tekrar yıkanan patlıcanlar temiz bir bez arasında iyice kurulanır. Bolca kızgın sıvıyağda kızartılır, kağıt havlu üzerine çıkarılır.

Pilav tenceresinde biraz zeytinyağında yemeklik doğranmış bir baş kuru soğan sarartılır. Bir acı sivri biber doğranır, bir domates rende olarak, bir domates de kabuğu soyulup küp doğranmış olarak katılır. Hepsi bir kaç dakika kavrulur. Suyu iyice süzülen pirinçler de katılıp iki dakika daha kavrulur ve birazı et suyu olmak üzere kaynar su verilir. Kızarmış patlıcanlar, tuz ve beyaz biber eklenir. Fokurdayınca altı kısılır, pişmeye bırakılır. Pişen pilav on beş yirmi dakika dinlendikten sonra yenilebilir.


Yanına en güzel cacık gider tabii. Cacık soğuk olmalı, yoğurdun yarısı süzme yoğurt, yarısı da ev yoğurdu olmalı, sarımsağı bol, kıvamı koyu. Sütçüden alınmış köy salatalığı rendelenmez ince ince doğranır, taze nane, bol dereotu, biraz kuru nane, birkaç damla da limon suyu. Üzerine de zeytinyağı gezdirmek şarttır hani...


9 Ocak 2010 Cumartesi

Çok Özel: Kaburga Dolma




Kaburga dolmayı yılbaşı akşamı için hazırladım. Fotoğraflar avizenin ışığında ancak bu kadar çıkabildi. Mızmızlanmayı sevmiyorum ancak anlatmalıyım. Kışın fotoğraf çekmek zor şekerim. Gün ışığı olmayınca bulanık çıkıyorlar. Öğlene doğru güneş şöyle yalandan bir gülümsedi mi yakalayacaksın hemen, yoksa yandın. Tarifini de vakitlice hazır edeceksin, güneşi görür görmez poz verecekler. Koşacaksın balkona! Konu komşu henüz sormadı şükür: n'eylersin balkonda a komşum? Hem yaz günü ağır gelir diye kışın yapılan yemekler var, çorbalar, pilavlar var. Yapınca da hadi fotoğraf aldık, işimize yaramaz artık demiyoruz, sebeplensin ev halkı.- Zaten bize değil bloga mı yapıldı bu diye hayıflandıkları oluyor zaman zaman.- Beğenmeyip beklettiğim kaç fotoğraf var bilseniz. Artık uğraşmıyorum bile akşama hazırlanmış yemekleri çekmekle. Bu özel ve lezzeti olağanüstü yemeğin net olmayan görüntüsü affola!

Geçmişte koca bir kaburgayı heder etmişliğim var. Yine bir yılbaşı akşamı için eşim devasa büyüklükte bir kaburga getirmişti. Düdüklüye sığmamıştı, koca bir tencereye sığdırıp ağzını hamurla kaplayarak dört saat ateşte tuttuğum halde pişmek bilmemişti. Artık daha küçük bir kuzu kaburgası ile çok lezzetli dolmayı yapabiliyorum. Zor olarak bilinse de kolaydır hazırlanması. Aşağıda tarifini bulacağınız iç pilavı hazırlayıp kaburganın içine açık kenarından doldurun. Çok sıkıştırmayın, şişmek için yer bulamayan pirinçler lapa olur sonra.Etin açık kenarını sıkıca dikin. Düdüklüde biraz tereyağını eritip kaburgayı kuvvetli ateşte evire çevire hafifçe kızartın ve yarıya kadar sıcak su koyup ağzını kapatın. Buharı çıktıktan sonra bir saat pişirin. Bir saatin sonunda kaburgayı düdüklüden çıkarın. Diğer tarafta oda ısısında tereyağı, yoğurt, tuz, karabibr ve az da salçayı karıştırın. Bu sosu etin kızaracak üst kısmına fırçayla sürün. Geniş bir tepsiye kaburgayı yerleştirin, dibine pişirdiğiniz suda ekleyin. Burada sapsarı, güzel bir et suyunuz olacak. Kaburganın üzerini aliminyum folyo ile kapatıp 250 derece fırına verin. Üzerini kapatmazsanız kaburga dolma yeterince pişmeden hemen üzeri yanar. Bir saatte fırında pişecek yemeğin üzerindeki folyoyu son on beş dakikada alın. Arada suyundan üzerine gezdirmeyi de unutmayın. Sıcak sıcak sofranıza koyun kaburga dolmayı, yanına beyaz bir pilav da ister hani.



İç Pilav İçin:

  • 150 gr. kuzu ciğeri
  • 2 su bardağı pirinç
  • 3 yemek kaşığı tereyağı
  • 2 çorba kaşığı zeytinyağı
  • 2 su bardağı et suyu
  • 1 adet irice kurusoğan
  • 1 çorba kaşığı yenibahar
  • 1 tatlı kaşığı karabiber
  • 4 çorba kaşığı dolmalık fıstık
  • 4 çorba kaşığı kuş üzümü
  • 1 tatlı kaşığı tarçın
  • 1 çorba kaşığı toz şeker
  • Bir demet dereotu

Hazırlama:

Pirinci sıcak suda biraz tuzla ıslayın. Erimiş tereyağ ve zeytinyağı karışımına önce fıstıkları, sonra yemeklik doğranmış kurusoğanı katıp sarartın. Ciğeri de ekleyip üç dört dakika kavurun. Suyu süzülüp nişastası atılmış pirinci başka bir tencerede terağında kavurun. Kuşüzümünü katın. Ciğerli harcı da ekleyip bir kez daha karıştırın. Tuzunu ve diğer baharatlarını, toz şekeri katın. Kaynar vaziyetteki et suyunu verip, hepsinin kaynamasını bekleyin. Altını kısın ve suyunu çekene kadar pişirin. İç pilav tamamen pişmeyecek, çünkü daha kaburga ile birlikte hem düdüklüde hem de fırında pişecek. Ateşten alınca kıyılmış dereotunu da katıp karıştırın. Tek başına iç pilav yapmak için koyacağınız su miktarını arttırıp pilavın tamamen pişmesini beklemelisiniz.

15 Aralık 2009 Salı

Kış Bastırmadan




At Pazarı'na gidip, kışlık erzağı alma vakti geldi demiştim daha önce. Çok oldu bu işi halledeli ancak; bir türlü söz edemedim. At Pazarı Meydanı'na doğru yokuş yukarı tırmanırken sepetçiler, bakırcılar, yün, deri, kumaş,kilim, halı, el işlemesi ahşaplar satan küçük dükkanlardan hangisine dalacağınızı şaşırırsınız. Yıllarca bakımsız kalmış, harabeye dönmüş eski Ankara evleri restore edildiğinden beri, gezinmek, alışveriş yapmak daha bir zevkli oldu oralarda. Akşamüstüne kaldığımız için biraz acele ettik ve fazla fotoğraf çekemedim. Benim gibi toptan alışveriş yapma alışkanlığı olanlar için Hamamönü GİMAT'tan daha önceliklidir. Hamamönü'ndeki toptancılardan yağ, şeker, un, içme suyu, deterjan vb. ihtiyaçlarınızı hesaplı fiyatlarla alabilirsiniz. Meydandaki bakliyat satan dükkanlar çok çok eski. Babam anacığıyla çocukken gittiği Çil'e uğrar mutlaka. Ben de annemin kış bastırmadan, özellikle Ramazan öncesinde buraya uğradığını hatırlıyorum.

Esnaf krizden şikayetçi, turistten pek memnun. Önce Ankara Kalesi'ne, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne götürülen, sonra da buraya getirilen otobüs dolusu Japonları çok seviyorlar. Uzaktan dinliyorum amcayı:

-Dün Caponlar geldi, 40 kişiydi. Hepsine birer kilo antepfıstığı sattım, yetti bana!

Böyle anlattığını duyunca yanaşmıyoruz o dükkana. E sen belini doğrultmuşun madem, başkasına kısmet olsun paramız.




Güran Ticaret'ten yaptık alışverişimizi. Sağolsunlar dürüst davrandılar ve hep yerli bakliyatlar verdiler bize. Trakya baldonun kilosunu 3,50 liradan aldık.Pirinç çok lezzetli, az su çekiyor, aldığım her üründen memnun kaldım. Yalnızca bulguru çok sevmedik çünkü; bulgurun en güzelini yemeye alışmışız bir kere, zor beğeniyoruz. Diğerlerinin fiyatlarını aklımda tutamadım; ancak almayı düşünenler için özellikle nohutu çok sevdik. Lezzetli, çabuk pişiyor, dağılmıyor. Altta nohutlu pilav görüyorsunuz. Tarife gerek yok ama, bildiğiniz gibi, pilavı tereyağlı, tavuk suyu ile güzelce pişirirsin, önceden haşlanmış nohutu da katıp, şöyle bir karıştırır, demlenmeye bırakırsın.

Hem güzel bir gün geçirmek, hem ihtiyaçlarınızı karşılamak için gidin AtPazarı'na. Etrafta turist edasıyla dolaşan kokoş hatunlara aldırmazsanız, hoş bir gün geçirebilirsiniz, benden söylemesi.

Ulaşmak isteyenler için Güran Ticaret'in telefon numarası: 324 38 31




4 Şubat 2009 Çarşamba

Firik Pilavı





Firik bulguru (yeşil bulgur) özellikle Güneydoğu Anadolu ve Gaziantep mutfağında sıkça kullanılan bir bulgur çeşididir. Açık yeşil renkli ve is kokulu bir bulgurdur. Buğday başakları henüz tam olgunlaşmamışken kesilip, besine değerini muhafaza etmesi için özel yöntemlerle yakılarak tanelerinin ayıklanması yöntemi ile elde edilir. Bu yüzden pişirilirken ve yenilirken hafif yanıksı bir kokusu ve tadı vardır. Bu ise pilava eşsiz bir lezzet kazandırır. Firik bulgur tam buğday tanelerinden elde edilen tamamen doğal ve katkısız bir üründür. Frik bulgur buğdayın yeşil iken yani taze iken kesilmesinden dolayı buğdaydan ve diğer birçok tahıldan daha fazla protein, vitamin ve mineraller içermektedir. Bunun yanında esmer pirince oranla dört kat fazla lif oranına sahiptir ve nişasta oranı düşüktür.Acur dolması ile firik pilavında kullanılır.
Malzemeler:
  • 500gr. kuzu kuşbaşı
  • 1 büyük soğan
  • 250gr. firik
  • 250 gr. pilavlık bulgur
  • 6 su bardağı sıcak su
  • 150 gr tereyağı
  • 1 yemek kaşığı biber salçası
  • Tuz, karabiber

Hazırlanışı:

Kuşbaşı eti az yağda suyunu salıp çekinceye kadar kavurun. Yemeklik doğradığınız soğanları da ekleyip kavurun. Salça, tuz ve karabiberini ayarlayıp sıcak suyunu katın. İsterseniz 1 su bardağı haşlanmış nohut da katabilirsiniz, ben katmadım. Kaynayan suya firik ve pilavlık bulguru ilave edip suyunu çekinceye kadar pişirin. Tereyağını kızdırıp karabiber ekleyin ve pilavın üzerine gezdirin, tahta kaşıkla yavaşça karıştırıp dinlenmeye bırakın. Sıcak olarak servis yapın.

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin