10 Mayıs 2010 Pazartesi

Yüzünü Dökme Küçük Kız


Kaç kere tıkladım bugün yeni kayıt sekmesini. Yok olmuyor, bir süredir devam eden sessizlik, sadece bir tarif ya da yavan yazılarla kotarılan kayıtlar sinmiyor içime. Yeni denemeler oluyor mutfakta, fotoğraflanıyor ama sizlere ulaşamıyor. Hani demiştim vaktiyle: içimin pır pır etmediği işlere girişmem diye. Küçük kuşu bekliyorum, geldiğinde buradayım, uzun sürmez gibi geliyor, meraklanmayın. Kendime bir şarkı, sizlere de renkli düğme kurabiyeler sunayım izninizle.

Görüşmek üzere, sevgiyle...


4 Mayıs 2010 Salı

Kırmızı



Şef Sedat Özkan'a ait pişmeyen bir cheesecake tarifi. Sevgili Zehra'nın Eya'da Cheesecake Şöleni için yapıldı.

Malzemeler:

  • 200 gr krem peynir
  • 1 su bardağı pudra şekeri
  • 2 su bardağı krema
  • 3 adet yaprak jelatin
  • 1 limonun suyu
  • 200 gr orta boy çilek

Tart İçin:
  • Yarım su bardağı pudra şekeri
  • Bir buçuk su bardağı un
  • 5 yemek kaşığı tereyağı
  • 25 gr toz badem
  • 1 yumurtanın akı

Hazırlama:

Tart için bütün malzemeyi yoğurun. Hamuru bir merdane yardımıyla inceltin. Kelepçeli kalıbın içini alüminyum folyo ile kaplayın. Kalıbın büyüklüğünde kestiğiniz hamuru kalıbın dibine yayın. Çatalla birkaç yerinden delin, 180 derece önceden ısıtılmış fırında on beş yirmi dakika pişirin. Kalıbından çıkarmadan soğumaya bırakın.

Bu arada peynirli harcı hazırlayın. Krem peynir ve pudra şekerini bir kapta karıştırın. Daha önceden soğuk suda ıslatılmış yaprak jelatinleri suyunu süzerek ekleyin. Kremayı çırpıp kabartın, limon suyu ile birlikte peynirli karışıma ekleyin. Soğuyan tart hamurunun üzerine tüm karışımı döküp düzeltin. Buzdolabında bir gece bekletip, ertesi gün servis yapabilirsiniz.

2 Mayıs 2010 Pazar

Pazar Gününün Ardından



Bugün pazardı. Siz de sever misiniz pazar günlerini? Yığınla ütüyü, çocukların olağan banyosunu, evin hep dağınık olmasını saymazsak en sevdiğim gündür diyebilirim. Son üç yıldır oğlanı dershaneye yollamak için sabah yedi otuzda kalkıyor, pazar sabahı geç kalkma lüksümü çoktan unutmuş olsam da.

Diğer iki sevdiğim mışıl mışıl uyurken kahvaltıya neler çıkar artık saymayayım, canınız çeker. -Sanki az sonra yutkunmanıza sebep olmayacağım?- Ama kahvaltıya hazırda bir şeyler varsa o saatte yaprak sarmaya girişebilirim mesela.

Geç kahvaltıların menüsünü sıralamayacağım, öğleni akşamı karışmış öğünlerimizden söz edeceğim. Bir gün önceden düşünürüz:

-Yarına ne yesek?

İlk ihtimal mangaldır, ikinci öneri mutlaka hamurlu bir yemektir. Ağzımdaki metal yığını beni mangal ziyafetlerine uzak tutmakta bir süredir. Hiçbir gıdayı ısırarak yiyememek, küçük parçalara bölerek yemek zorunda olmak, doktorumun tellerimi sıktığı günlerin peşinden yalnızca çorba içebilmek, sofrada mızıl mızıl yerken yemeğimin soğuması, bu arada iştahımın kaçması, sofradan aç kalkmak, telleri temizleme korkusuyla aç gezinmek, ağzımdaki koca metal çıkıntıların açtığı oyuklara yerleşmesi ve oradan çıkarken verdiği sızılara katlanmak ne zor bilemezsiniz.

Sofradan tıka basa doyarak kalktığım anlar yalnızca mantı yaptığım günlere denk geliyor. Bizim evde sıkça mantı pişiyor anlayacağınız. Bugün de mantı yaptım ve tokum çok şükür. Fotoğraftaki çorbayı iki hafta önceki pazarımızda yapmıştım. Üşenmeyip küçük küçük yaparsın mantıları. Biraz yağda önce yemeklik doğranmış kurusoğanı, sonra salçayı çevirir, suyunu verirsin. Kaynayan suya mantıları atar, pişmesine yakın haşlanmış nohutları, ekşi pestili katarsın. En son tuzunu, limonunu ayarlarsın. Mantıların unu çorbaya kıvam verecektir, siz yeter ki tencerenin ağzı açık bir şekilde ve yüksek ateşte pişirin. En son sarımsak ve nanesini katar, sofraya getirirsiniz. Afiyet olsun.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Şımarsınlar Diye



Şımartan meyveli bardaklar şimdi hazırlandılar. Cücükleri bekliyorlar, okul dönüşü sürprizi! Sonra kime gidecekler Deniz'e, Şımartan Meyveli Tatlar Etkinliği'ne . Gönderi kısa çünküm: okula gidilecek, yavrular alınıp gelinecek. Hazırlamak zor değil, biraz pudra şekeriyle çırpılmış krema dilediğiniz meyveyle buluşturulur. Yavruların önüne konur: kaşık kaşık tüketsinler, ağız burun yalansınlar, gözlerini koca koca açıp çığlık atsınlar, annelerini öpüp sen bitanesin desinler, yaşasın yaşasın nidalarıyla şımarsınlar şımarsınlar diye...

23 Nisan 2010 Cuma

Pazılar Böreğe, Ispanaklar Kavurmaya


Beş bağ pazı var, bir de çabucak pişirilmesi gereken ıspanaklar demiştim. Pazıların üç bağı sarıldı, incecik, küçük küçük. Üşenmeden, iri yapraklar damarları ayıklanıp ikiye bölünerek. Zaten üç bağ bile hepi topu bir akşamlık çıktı. Tarifini isterseniz buyrun. Kalan iki bağ, çorba olmadı. Böreğe kattım kendilerini. Şimdi çorba yapmaya üşendim de börek yaptım desem komik gelecek biliyorum. Canım börek yapmak istedi daha doğru olur. Böreğe ıspanak yerine pazı koymayı kafama takmıştım bir kere. Yıkayıp suyu süzülmüş pazıları beklemeye aldım. Bolca kurusoğanı sıvıyağda şöyle bir diriliğini kaybedene kadar kavurdum, daha sararmadan altını kapatıp soğuttum. İçim hazırdı, gelince pazılar doğranıp beyaz peynir ve soğanlar birleştirilecekti. Hamurumu da yoğurup, cücüklere öğle yemeği yedirdikten sonra hemen böreğimi fırına vermekti niyetim. Niyetle bitmiyormuş iş. Önce bir malzemeleri sıralayalım:

  • 4 su bardağı un
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • 2 yumurta
  • 10 gr instant maya
  • 2 yemek kaşığı ılık su 8sanki hamuru ısıtmaya yetecek)
  • Yarım yemek kaşığından biraz daha az tuz

İlk hatam içinde su olmayan hamuru dolaptan çıkardığım soğuk malzemelerle yoğurmaktı. Mayalı hamur soğuk tutulur mu hiç? Ilık su katıp hamuru kıvamına getirmezsen mayalanır mı? Mayası gelmeden yumuşacık börekler çıkar mı ortaya? Omuz silkip, amaann bir şey olmaz biraz ılık su katarım, hamurumu da şöyle ılık bir yerde tutarım olu biter! Bazen bu rahatlığım pahalıya patlıyor, yine de huyumdan vazgeçmiyorum. Sonucu göre göre devam ediyorum bildiğimi yapmaya! Gelelim zavallı böreğin ikinci kösteğine: hamuru yoğurup evden çıkan Necla iki buçuk saat sonra dönerse ne olur? Buz gibi, ekşimemiş, kabarmamış bir hamur, hazır iç karşımda duruyordu. Yeni bir hamur yoğurmaya da niyetim yoktu. Ne olursa olsun deyip giriştim işe.
Hamuru altı eş bezeye bölüp, hepsini açabildiğim kadar açıp soğuk tereyağını minik parçalar halinde pay edip, zarf biçiminde katladım. Tıpkı kandırıkçı börekte ve üzümlü çörekte yaptığım gibi; her bezeye aynı işlemi uygulayıp aralarını da yağladıktan sonra(en üstü yağlamadım) hepsini birden açtım. Sonra bir uca boylu boyınca pazılı içten serip bir kat yuvarladığım hamuru dibinden kestim Elimdeki ruloyu da dörder santim arayla kestip, yağlanmış tepsiye dizdim. Üzerlerine yumurta sarısı, susam çörekotu. Tepsi mayası beklemeye gerek yoktu. Çare soğuk fırına verip, ihmal edilmiş börekçiklerin fırın ısınırken mayalanmasını beklemekti.
Sonuca bakın, bu kadar olumsuzluğa rağmen fena değil. Anlamayan biri için gayet de güzeldi. Ama yeterince yumuşak değildi, tadı iyiydi, hepsi yenildi, tükendi.




Pazının börek yolculuğunu anlatırken ıspanakladan söz etmeyi unuttum. Ispanaklar bol suyla yıkandı, sıvıyağda kavrulmuş soğanlara azıcık salça ile eklendi. Kısık ateşte kendi suyunda pişti, suyu çekilsin diye pişmesine yakın ağzı açık kavruldu, karabiberi tuzu ayarlandı, üzerine de hamur işlerine kullanmaya kıyamadığım köy yumurtalarından kırıldı, ekmekler banıldı, ayranlar içildi.

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin