10 Nisan 2010 Cumartesi

Adını Sen Koy




Bu pasta sevgili Aslı ve sevgili Selma'nın Adını Sen Koy Etkinliği için yapıldı. Muz, çikolata ve kahve birleşmeliydi. Bu üçlü en çok da pastada yakınlaşırsa güzel olurdu. Zaten ne zamandır kahveli bir pasta yapma niyetim vardı. Emel Başdoğan'ın taaa Tefal'li Sen Her Şeyi Düşünürsün zamanlarından kalma bir kahveli pasta kreması tarifi vardı elimde. Mutfak panosuna çıkarılmış sırasını bekliyordu. Pastacı değilim ama, evdeki iki kedi yalana yalana yiyor yaptıklarımı, sayıklaya sayıklaya. Bu da bana yetiyor.

Keki kakaolu idi, aralara altta tarifini vereceğim kremayı kullandım. Dışını sıvamak için kahveli kremayı çırpılmış süt kremasına istediğim rengi yakalayana kadar kattım. Düzgün katları, araya muz dilimleri ve damla çikolata serpiştirerek birleştirmiş, dışını da sıvamıştım. Sabır isteyen bu işte aceleci tarafım ve dikkatsizliğim birleşerek güzelim pastayı alttaki kötü görüntüye ulaştırmayı becerdiler. Dikkatsizliğim; her zamanki çikolata sosu biraz daha koyu olsun deyip, süt oranını umursamadı, olması gerekenden daha katı bir kıvam çıkardı ortaya. Bunun üzerine bir de soğumasını beklemeden henüz ılıkken pastanın üzerine dökünce çikolata sos kayıp gitti pastanın üzerinden. Oysa nazlı nazlı aksın istemiştim. Üzerini muz dilimleri ve çikolata ile süsleyecektim. Yine de başarısızlığımı tadıyla örten pasta, yanında kupta sunumuyla birlikte etkinliğe katılma hakkını elde etti.

Kahveli Krema İçin Malzemeler:

  • 5 tatlı kaşığı (silme) nişasta
  • 200 ml. soğuk süt
  • 4 tatlı kaşığı çözünebilir hazır kahve
  • 4 yemek kaşığı toz şeker
  • 2 yumurtanın sarısı
  • 2oo ml. krema

Nişastayı soğuksütün içinde eritin. Kahve, şeker ve yumurta sarılarını da ekleyip çırpın ve orta ateşte karıştırarak pişirin. Ocaktan alınca, karıştırarak soğutun, çırpılmış kremayı katın.

4 Nisan 2010 Pazar

İki Arada Bir Derede


Evdekileri daima kek kurabiye kokuları yükselen bir mutfağa alıştırmakla iyi etmedim, biliyorum.Bu alışkanlıkları yoğun ve yorgun zamanlarımda başıma dert açıyor.
Eğitim sistemimizin çocuklarımızı dershane okul arasında koşturması, üstüne yapılandırmacı anlayış çerçevesinde yüklediği performans ve proje görevleri ile birleşince ödev teslim zamanları evlerin altını üstüne getiriyor. Çocukların yükünü veliler paylaşmak zorunda kalıyor ki; bu durumdan sistemi anlasın anlaması herkes şikayetçi.
Şu bir haftada bekleyen ev işleri benim stresimi arttırırken, blogla ilgilenmemeyi de bir yana bıraktım, cücüklerimin bir parça kek kırıntısı için bile yalvarır hale gelmeleri iç sıkıcıydı. Küçük Ayşe'm bütün hafta boyunca un kurabiyesi sayıkladı. Öyle hazırı da istenmiyor, anne yapacak illa ki! Yine de kıyamayıp bir akşam un kurabiyesi yapma girişimim fiyaskoyla sonuçlandı. Dokusu çok sık olmasın diyerek ununu az katınca hamur yağlı geldi ve tepsiye bırakıverdi kendilerini kurabiyeler.
Artık oğlanın bir gece hiç olmazsa bir puding yapsan önerisi fotoğraftaki muhallebi ile tarafımdan kabul gördü. Muhallebi aslında, ama yalancı tavuk göğsü de deniyor kendisine. Yazın altta şerbetli etimekler, üstte çikolata sosu ile soğuk soğuk servis edilince sevmeyenimiz yok.
Bir haftalık kıtlıktan sonra istekler önüme yığıldı bilem. Bu sabah kahvaltıya açtığım lavaşlar gönülleri aldı. Sevgilim pazardan tam beş bağ pazı almış:
- Sarsan da yesek, özledik!
Ben bir bağıyla çorba yapma niyetindeyim. Kalanın hepsini sarabilir miyim, sırtım buna izin verir mi bilemem. Ama ıspanaklar daha acil, beklememeli. Bol soğanlı kavrulup üstlerine yumurta kırılacak. İşim çok yani, müsadenizle...

Muhallebi İçin:

  • 1,5 fincan un (Türk kahvesi fincanı)
  • 1,5 fincan tozşeker (Türk Kahvesi yine)
  • 2,5 su bardağı süt
  • İki tepeleme yemek kaşığı tereyağ
  • 1/2 paket şekerli vanilin

Hazırlama:

Unu tereyağında dikkatlice kavurun, soğuk sütü yavaş yavaş sürekli çırparak ekleyin. Orta ateşte göz göz olana kadar pişirin. Şekerini pişince ekleyin ki, sütün proteini yok olmasın. Şekerini de iyice karıştırarak eritin ve vanilini ekleyip, kaselere ya da benim gibi bardaklara boşaltıp soğumasını bekleyin. Ben unu kavuramam, topaklanırsa diye korkarım diyorsanız, kavurmadan puding gibi pişirip, tereyağını şekerle birlikte ekleyebilirsiniz.

29 Mart 2010 Pazartesi

Kuzu Orman Kebabı


Ödevlerini son güne bırakan bir öğrenci gibi, etkinliklere ne yapacağıma karar verip, pişirip taşırıp, fotoğraflayana, yayımlayana kadar son günler gelip çatıyor. Baktım sevgili Lama tarifleri yayımlamaya başlamış bile. Konu: sebzeler, dondurucuda yazdan depo edilmiş sebzelerim bitiyor. Son bezelyeler bu yemekte kullanıldı, kışlık patatesler artık cücüklenmeye başladı, tazeleri de çıktı ya pek güzeller. Alıp hemen haşlayası geliyor insanın, içindeki nişasta şekerimle oynuyor. Mevsimin taze bezelyelerine de az kaldı diyelim, koşa koşa Lama'nın kapısını çalalım.

Yemeğimiz Necip Usta'nın tarifiyle kuzu orman kebabı.

Malzemeler:
  • Yarım kilo kemikli kuzu eti (kemiksiz de kullanabilirsiniz)
  • 1 baş kurusoğan
  • 1 yemek kaşığı un
  • 1 orta boy havuç
  • 2 orta boy patates
  • 1 kase bezelye
  • 2 yemek kaşığı salça
  • Kekik
  • Tuz
  • Sıcak su
  • Sıvıyağ

Hazırlama:
Yağı tencereye koyup kızdırın. Etleri koyup rengi dönene kadar çevirin, altını kısıp kendi suyu çekene kadar pişirin. Suyunu çekince doğranmış kurusoğanı katıp tekrar kavurun, salçasını, ununu da katıp, sıcak suyunu verin. Bezelyeleri de katın, kaynamaya bırakın kısık ateşte, kaynarken arada üzerinde biriken köpükleri alın. Etler yumuşamaya başladığınızda doğradığınız havuçları ekleyin, tekrar pişmeye bırakın.
Bu arada doğradığınız patatesleri sıvıyağda hafifçe rengi sararacak kadar kızartın, kağıt havlu üzerine alın. Yağını emdirdiğiniz patatesleri de yemeğe katın. Artık etler, havuçlar ve bezelyeler pişmek üzeredir. Tuzunu ayarlayın, kekik ilave edin, orta ateşte bütün malzeme özleşip, suyu kıvamını bulana kadar -yaklaşık on beş dakika- pişirin. Afiyet olsun.

26 Mart 2010 Cuma

Abartının Çilekli Hali


Kendini anlatma konulu ebelere eklemeliydim: vur dedi mi öldürürüm. Çilekler çıkmış, tatlı renkleri ve kokularıyla karşımda süzüm süzüm süzülürlerken, çocuklar anne çilekli bir şeyler yap diye eteklerimi çekiştirirken boş durabilir miydim? Sevgilim gelirken çilek getir dediğimde manalı manalı yüzüme bakıp:

- Ne yapacaksın ki? demişti.

- Hiiç çocuklar yer diyebildim kem küm ederek.

Geçmiş olsun dileği için bir şeyler yapmak şarttı, benim niyetim bozuk değildi. Hakkaten! E mademki yapacağız, çocuklara yapmadan olur mu? Olmaz, eve de yapmalı bir tane. Velhasıl iki tart, artan hamurlar ve krema ziyan olmasın diyerek de küçük tartöletler çıktı ortaya. Bir günde silip süpürüldü ortalık. Sormayın, kalmadı hiç geriye. Tarif daha öncekiyle aynı, hamura bu sefer kabartma tozu hiç koymadım, teflon kalıbı yağlamadım. Yapışmadan kolayca çıktı. Tabii fırından çıkan hamurun biraz beklemesi gerek, acele eder de kuruyup kendine gelmeden kalıptan çıkarmaya kalkarsanız taban kırılır. Jölenin rengi neden o kadar canlı diye soracak olursanız, gıda boyasından değil. Şeffaf tart jölesini, içinde böğürtlen beklemiş vişne likörü ile pişirdim, kıpkırmızı oldu böyle.

Jöleli tariflerinizi bekliyorum, tek tek geliyorlar, renkli, bol meyveli fotoğraflar.

narince.narince@gmail.com

Ama bu tarif Porselen Demlik Çay Saati Etkinliği için Lezizce'ye gidiyor.

23 Mart 2010 Salı

Bir Ödül, Bir de Yumuşacık Poğaçalar


Bir önceki gönderinin devamında televizyon kanallarındaki yemek programlarını biraz daha eşelemek niyetinde idim. Ancak sevgili Özlem'in yolladığı bir ebe var ki, aklımı kurcalıyor kaç gündür. Daha fazla bekletmeden sırayı Kreativ Blogger ödülüne verelim.

Bu ödülün bazı kuralları var. Bunlardan birincisi "Sizi ödüllendirene teşekkür edin" ve "Sizi ödüllendirenin linkini yayınlayın". Linki yayınladık ve Özlem'e teşekkürlerimizi gönderiyoruz.

Diğer şartları ise;

-Ödülün logosunu yayınlayın.
-7 yaratıcı blogger ödüllendirin ve linklerini yayınlayın.
-Ödüllendirdiklerinizi haberdar edin.
-Kendiniz hakkında 7 ilginç şey yazın..

Bana daha önce de uğramış bu ebeyi hatırlayalım, pek de ilginç biri olmadığımı tekrarlayalım, yine de sevgili Özlem'in buyruğudur, yerine getirilecektir deyip sıralayalım:

İçimin pır pır etmediği işlere girişmem.

Çok üşürüm, ortaokul yıllarımda beta mikrobu yüzünden geçirdiğim romatizmal rahatsızlık sebebiyle iki buçuk yıl yirmi sekiz günde bir penadur iğneleri yemem yetmezmiş gibi , bu süreçte beni sıkı giydiren anneme de şükranlarımı sunarım. Hep üşürüm, Haziran gelmeden ayağımdaki patikleri çıkaramam, hatta yaz günü bile çorapsız gezemem. Ev halkı sıcaklarda pencereler açık yatarken, ben gram terlemeden, üzerimde pike ile mışıl mışıl uyurum.

İnsanlara çok çabuk ısınamam. Önceleri soğuğumdur, zaman isterim.

Kitaplarımı ödünç vermeyi sevmiyorum; verip de geri alamadığım kitabım çok olduğundan.

Sigara kullanmadığım için gurur duyarım kendimle.

Kedileri severim, ama evde bakamıyorum, vakt-ı zamanında sokakta bulduğum yavruları veterinere götürür, tedavi ettirir, bakardım, iyileştirirdim. Şimdilerde evdeki iki kedi yetip de arttığından başkasına yer açamıyorum doğrusu.

Yaşımı seviyorum son yıllarda, soranlara rahatlıkla otuz altı diyorum, kırktan sonra da aynı şekilde devam edeceğini sanıyorum. Yaşımla ilgili olduğunu düşündüğüm bir hal gelişti bir de. Televizyon izlerken konuşmaya başladım yaşlı nineler gibi. Olaya müdahele eder oldum sanki beni duyan varmış gibi. Hayra alamet değil ama memnunum. Çocuklar uyarıyorlar:
-Anneee bi suuus!

Sıralamanın peşine, ödülü yolladığım yedi adresi de vereyim:

Kristal Kelebek Aslı
Mis Kokulu Lezzetler Mine
Kendimce Yemek Güler
Zeynep'le
Tuba'nın Tarifleri
Pelin'ce
Kalp Kurabiye Deniz




Durun durun sıkıldınız biliyorum, bir de yumuşak poğaçalar sunayım size. İçleri peynirli, ılık fırına verildiler, yumuşacıktılar, alttaki malzemelerle yoğuruldular.


  • 5,5 su bardağı un
  • 1 yumurta
  • 1 su bardağı ılık süt
  • Yarım su bardağı sıvıyağ
  • 1 yemek kaşığı toz şeker
  • Tuz
  • 1 su bardağından biraz eksik ılık su
  • Bir paket instant maya, yaş maya kullanırsanız 42 gr. lık bir küçük paket yeterli.

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin