20 Kasım 2009 Cuma

Meyveli Şanti Kup



Kupta çok şantili tatlıları sevmeyen çocuk yoktur sanırım. Bu ölçülerle dört kup çıkınca ertesi sabaha fotoğraflamak için bir tane ayırabildim. Ortaya müthiş bir tat çıkınca mayhoş jöle ile kremayı kıpkısacık zamanda pastada kullanmaya karar verdik. Hem bizim kız diyor ki, annesinin blogu olan çocuklar çok şanslı imiş.


Malzemeler:

  • 100gr. böğürtlen
  • 100gr. vişne
  • 1 çay bardağı toz şeker
  • 2 yemek kaşığı toz vişneli jöle
  • 1 çay bardağı sıcak su
  • 1 paket toz krem şanti
  • 1 su bardağı süt
  • 1 çay bardağı krema
Hazırlama:

Meyveleri küçük bir tencereye alıp, üzerlerine toz şekeri serpin ve on dakika kadar pişirin. Ardından meyveleri blendırdan geçirin, yalnız püre haline getirmeyin, parçaların ağıza gelmesini istiyoruz. Jöleyi sıcak suda eritip, meyveye ekleyin ve karıştırarak bir iki dakika daha pişirin.

Toz şantiyi sütle çırpın, süt kremasını da katıp tekrar çırpın.

Meyveli karışımı kuplara pay edip, donmaları için buzdolabına kaldırın. Jöleli meyveler donunca bu sefer kremayı üstlerine pay edin ve üzerlerini meyve taneleri ile süsleyin. Buzdolabında en az bir saat bekletip, soğuk olarak servis yapın.

19 Kasım 2009 Perşembe

Ekşi Pestilli Pırasa

Bekleyen bir blog oyunu daha var. Yüreklerimizi hoplatan, sonunda kazasız belasız Ankara'ya dönen Sevgi'den ve Antalya komşum Tuba'dan geldi. Kitaplar üzerine;

Soru 1: Şu anda okumakta olduğunuz kitap ve kısaca konusu.

Balzac, Vadideki Zambak.

Yasak aşk var, bu kadar melankoli beni bile sıktı, bıraktım bırakacağım.

Soru 2: En son aldığınız kitap?

En son çocuklara soru bankası aldım.

Soru 3: Şimdiye kadar aldığınız kitaplar içinde en sevdiğiniz.

En sevdiğim dersem diğerlerine haksızlık etmiş olurum. Hepsi değerliydi. Dönem dönem ya bir konuyu aklıma takarım, ya bir yazarı, bazen de yayınevini. Şimdi bir bir yazdım, baktım ki liste uzayacak, sildim. Burada durmalı en iyisi.

Soru 4:Bir türlü bitiremediğiniz, bitirsenizde size illallah ettiren kitaplar.

Sevmeyip fırlatıp attığım var. Ayrıntı Yayınevi'nin ilk bastığı bütün kitapları toplamıştım neredeyse. Bir çoğu da ödünç gidip geri gelmedi ya o ayrı konu. Rosalin Coward, Kadınlık Arzuları idi kitabın adı, keşke o ödünç gide de geri dönmeyeydi. Hala bekliyor kitaplıkta.

Soru 5: Elinizdeki kitap bitince okumayı düşündüğünüz kitap.

Fransız Pastacılığı tarihi üzerine bir kitap bulup okumak istiyorum. Sahaflarda buldum bir tane ancak, daha çok tarif var. Şöyle temel bilgiler olsun istiyorum. Araştırılacak, varsa böylesi alınacak.

Şimdi de günün tarifine gelelim. Pırasalar çıktığında sabırsızdım. Çünkü ekşi pestilimi kullanacaktım.Kışın hasta olduğumda ya bamya çeker canım ya da pırasa, sizi bilmem. Ekşi pestilimle yaptım ki nasıl lezzetli oldu nasıl. Ekşi pestilin yapımı tatlı erik pestili ile aynı. Bir kilo ekşi, sarı olan dağ erikleri var ya hani onlardan alın. Yıkayıp, çekirdeklerini ayıklayın. Bira çay bardağı su ile çok kısık ateşte iyice yumuşayana kadar pişirin. Soğuyunca kevgirden geçirip, temiz bir bez ya da naylon üzerine ince bir tabaka halinde serin. Güneşe bırakın, kurusun. Ama geç oldu, şimdi güneş nerede diyeceksiniz. İsterseniz kurutmayıp püre halinde dondurucuya da atabilirsiniz. Sonra bamyaya, pırasaya, çorbalara, hatta iki gün önce benim yaptığım gibi paça çorbasına katabilirsiniz. Kıymalı pırasanın tarifini de ekleyelim unutmadan;

Malzemeler:

  • 1 kg. pırasa
  • 250gr. kıyma
  • Bir yemek kaşığı domates salçası
  • Bir baş kurusoğan
  • Bir havuç
  • İki üç yemek kaşığı sıvıyağ
  • Ekşi erik pestili ya da limon suyu
  • Tuz


Pırasaların başını ve yeşil kısımlarını kesip atın. Kabuğunun ilk katını sıyırıp atın, üçer santim uzunluğunda verev kesin. Verev kesmek, pırasaların dağılmasını önler.
Tencereye sıvıyağı, havucu ve soğanları koyup, şöyle bir çevriştirin. Hemen kıymayı ekleyip bir iki kez karıştırdıktan sonra yıkanmış pırasaları katın. Malzemeleri fazla kavurmuyoruz çünkü kısık ateşte kendi suyu ile pişecek. Tencerenin kapağını kapatıp, olabildiğince kısık ateşte pişmeye bırakın. Bu arada pestilden kopardığınız birkaç parçayı azıcık suya ıslayın. Pırasalar kavrulurken arada bir tencereyi sallayın, kaşıkla fazla karıştırmayın ki dağılmasınlar. Suyunu tamamen çektiğinde yumuşamış pestili ve üzerini iki parmak geçecek kadar sıcak suyu, tuzunu ekleyip, yeniden kısık ateşte pişmeye bırakın. Suyu özleştiğinde yemeğimiz de pişmiş olacaktır zaten. Ocaktan alın ve biraz dinlendikten sonra dilerseniz biraz da limon sıkarak afiyetle yiyin.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Kokular Arasında

Bloglar arasında soru demetçikleri dolaşır sıkça, bana da uğrar. Aslına bakarsanız çok hoşlanmıyorum bu tür oyunlardan, ancak güzel komşularımı kırmak istemiyorum , hatırlanmış olmak da çok değerli. Bu sefer sevgili Esin'den geldi bir oyun. Yalnız konu güzel, sevdiğim kokulardan bahsetmemi istiyor, zevkle tabii.

Koku deyince Ezginin Günlüğü şarkısı geliveriyor aklıma, Bülent Ortaçgil yorumuyla. Kedi gelip muzır yanıma dokunuyor, ten kokusu diyor, yarim benden söz etme sanalda diyor, edepsiz cümlelerim dilimde kalıyor. Öyle ya kokular eşleşmemiş midir, geçmişimizde, bugünümüzde kişilerle, dönemlerle. Geçmiş deyince ilkokul geliyor aklıma. İlkokulda beslenme saati sınıfın kokusu; sıralara serilmiş cicili bicili, oyalı, işlemeli bezlerin üzerine çıkarılır bir bir çantadan anne eli değmiş azıklar. Elma, portakal kokusu sarar sınıfı, haşlanmış yumurta getirdiyse biri, o fena işte. Yerli Malı Haftası'nda sınıfın kokusu geliyor sonra burnuma, baskın olan patlamış mısır kokusu bu kez, yine kış meyveleri ardından geliyor, küçük avuçlarda kuru üzümler, incirler.

Biraz daha ilerle diyorum kendime, gelip durduğum yer bebeklerimin mis kokusu oluyor. Kız bile dokuza girmiş, yıllar olmuş, candan bebe kokusu çekmeyeli içime. Sırf bunun için de çocuk yapamam ki canım, yaş kırka gidiyor, yok buradan da uzaklaş.

Ama babası kızımı güvercin kokulum diye seviyor, kızım güvercin kokuyor.

Dağılma, dağılma!

Hııı, merak ettiğim kokular var bir de, sevgilim portakal çiçeği kokusu der durur yıllardır, hiç denk gelmedi o günlerde güneye inmek. Nar çiçeğini merak ediyorum, bir de kokusunu; bilmem kokusu var mıdır, ama rengini biliyorum, lakin onu da hiç görmemişim.

Bak sızlanıyorsun yine!

Burada sözlerin yemek üzerine, konuya gel.

Öyle ya okuldan geldiğimde kapı açılınca yüzüme vururdu sıcak, mis gibi yemek kokardı evimiz. Şimdinin çocukları eve anahtarla kapıyı açıp giriyor, ne can sıkıcı. Tesellim olur mu benimkilerin okuldan eve döndüğümüzde, anne ne pişirdin deyip aldıkları kokularla tahminler yürütmeleri?

Toparla artık, uzatacaksın!

Sen de habire söyleniyorsun ama. Bir akrabamız vardı, evi kötü kokutuyor diye balık pişirmezdi hiç, oysa kızı Dilek yaşıtımdı, balığı çok severdi. Ne zaman balık pişirsek annem ona yollardı bir tabak. Şimdi Dilek balık yapıyordur evinde herhal.

Hem, hamsiyi kim sevmez, zamanı mı değil mi, kar düşmeden güzelleşir mi güzelleşmez mi birileri tartışa dursun, biz kaç kere yedik hamsiyi bu sezon saymadım. Tavasını ararsanız burada. Tereyağı en çok alabalıkla bir arada düşünülür, ama biz hamsiye de çok yakıştırıyoruz. Izgarayı oda ısısında tereyağı ile bir güzel yağlayın, temizlenmiş hamsileri dizin güzelce. Koyun mangaldaki köze, ne canı var zaten, hemen kızarınca, kurutmadan alın. Çıtır çıtır!


12 Kasım 2009 Perşembe

Tarçınlı Kurabiyeler




  • 200 gr. buğday nişastası
  • 1 tatlı kaşığı tarçın
  • 50 gr un
  • 100 gr toz şeker
  • 115 gr tereyağ (oda ısısında)
  • Yarım yemek kaşığı kabartma tozu
  • 1 yumurta
  • Birakaç damla limon suyu

Bütün malzemeyi yoğurarak kulak memesi kıvamında bir hamur yoğurun.

Hafifçe unladığınız tezgahta hamuru, bir santimetre kalınlığında açın.

Çay bardağı ya da yuvarlak kurabiye kalıbı ile kesin.

Yağlı kağıt serdiğiniz tepsiye aralıklı olarak dizin.

Önceden ısıttığınız 200 derece fırında on dakika kadar pişirin.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Üvez


E bir de ben sorayım. Tanıdınız mı bu meyveyi?

Cumaları gelen yoğurtçu amca getirmiş. Süzme yoğurdumu yaklaşık iki yıldır ondan alırım. Tertemiz, lezzetli, ayran yaptığımda üzerinde minik tereyağ paçaları yüzer. Taşınsam, yeni adresime gelir mi acep diye de hayıflanırım bazen. Süzme yoğurt bulunmazsa buzdolabımda huzursuz olurum. Fiyatta da hiç pazarlığı olmaz amcamın, ne dediyse odur. Arada başka tadlar da getirir. Şu ara çuvalla ceviz duruyor minibüsünde. Elma getirir, armut getirir, otlar getirir. Geçen gelişinde hiç bilmediğim bu meyveyi gösterdi. Adı üvez. Armut ailesinden olduğunu düşündüm, bizim ahlata çok benziyor. Olgunlaşanları kahverengi, biraz mayhoş. Yeşilleri çok daha buruk. Üvezin bitmeyen faydalarını Meyvelitepe bir bir anlatmış.


Komposto yaparken elimin altında bulunan meyveleri harman etmeyi çok severim. Üvezler yine komposto yapmak niyetinde olduğum bir güne denk gelince, artık sonu gelen mürdümlerle, siyah üzümlerle ve dayımların bahçesinin tadına doyulmaz elmaları ile birleştiler. Komposto canlı rengi, davetkar kokusuyla hem soframızda yerini aldı, hem de Ayşesu'nun beslenme çantasında.


LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin