kışadoğru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kışadoğru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Eylül 2017 Pazartesi
Bir Tarhana Hikayesi
Tarhanamızı kendim yapmak sanki benim için mutfakta levıl atlamak gibiydi. Sanki tarhanamı kendi basima yaparsam mutfakta biraz daha pişecek, biraz daha olgunlasacaktim. Yaşım ilerlemiş; toruna torbaya tarhanalar, receller, tursular hazırlamış, geldiklerinde hediye etmişim ya da uzaklara yollamisim hayalleri filan da var bir yandan. Gözümde ayri bir yeri vardi yani. Her yıl annemle birlikte hazırlarız ama icimden de ona bir şey olmadan ogrenmeliyim, onun yerini tutmaliyim düşünceleri gecerdi sessizce. Nitekim bu yıl annem olmadan yaptim tarhanamızı. (Telefonla hatta canli gorusmelerle yardım alarak 😊) Neyse; o kadar da gözümde buyutmeye gerek yokmus yav. Süzme yogurdumu yaptım önce: iki kilo kadar. Sonra bir kiloya yakin tatli sivri biber ( iki üç tane Samandag biberi) yine bir kilo civarı kapya biber, iki kilo Ayaş domatesi, bir bağ maydonoz, bir bağ taze nane . Hepsini tobotta incecik çekip kattım. Göz kararı tuz. (Tuzunu tam tutturmak gerekmiyor, piserken ayarlaniyor sonuçta) Maya katmak gerekiyor ya benim de Oya'm var. Insanin ekşi mayası olur da her yere katmaz mi? Üç yemek kaşığı kadar kattım. Sonra un. Beş kiloya yakın un aldı. Tahta kaşıkla hepsini karıştırdım guzelce. Cok cıvık da olmayacak katı da. Civik olursa kuruması zor olur, katı olursa tadı guzel olmaz. Bekledikce kivami civıyor. Gerekirse sonradan un ekleme sansimiz var. Üc günde eksidi tarhana. Ben tabii gelip gidip sevdim, kokladim. Son akşam biraz alıp pişirin. Eksisine, tadina tuzuna bakın. Fazla eksiyse un katabilirsiniz. Ertesi gun uzerine un serpeledigim bezlere kaşıkla öbek öbek döktüm. Sonra kurudukca çevirdim. Guneste yarim gun bıraktım. Icinde yogurt oldugu icin guneste kalmasi vitamin degerini azaltir demisti bir gıda muhendisi. Evde kuruttum, bulundugu odanin penceresini açarak. Iyice kuruyinca mutfak robotunda bizztt. Sonra yine bez uzerinde serilip iyice kuruyacak. Kuflenir yoksa. Sonra bez torbalara konacak, misler gibi. Iyi dileklerle, saglikla, afiyetle tuketmek dileğiyle kaldirilacak.
9 Kasım 2015 Pazartesi
Hüsran...
Bu son olsun deyip de kurdumdu zaten.
Gözüne bakıp sabırsızlıkla beklerken olanlar oldu ve ben şiddetli ağrıyla acile koştum.
Sonuç: midede yara, turşuya, acıya, ekşiye, baharata yasaklamalar.
Dün akşam açtım, sofraya koydum, sadece bir kaşığın ucuyla suyunun tadına baktım, bir çatal ucu da yumuşamış domatesinden alabildim.
nokta.
21 Ekim 2015 Çarşamba
Maraş Biberi Turşusu
Maraş biberini közlemekle kalmayıp yanına mini mini biberler ekleyerek turşu da kurdum, kurmaz mıyım? Buzdolabım kavanoz kavanoz turşu dolduğundan bir an evvel havalar serinlese de onları kilere alıp buzdolabını boşaltsam diye gözlemekteyim. Büyük kavanozlara kurduğum turşuyu henüz mevsim soğumamışsa açtığımda orta boy kavanozlara alıp buzdolabında saklıyorum mecburen. Turşu kurmak benim için mutfaktaki eğlenceli oyun. Eşim öyle diyor oyun oynuyor gibisin. Evet eğlenceli ve bir o kadar da yorucu bir oyun.
Turşu yapımı için bildiğim önemli noktaları daha evvel paylaşmıştım sizlerle. Maraş biberi için de izleyeceğimiz sıra aynı hemen hemen. En alta bir avuç nohut, tane kara biber, kişniş tohumu, defne yaprağı... Üste eldiven giyerek bıçakla birkaç yerinden delinmiş biberler aralara sarımsak serpiştirilip, limon dilimleri kondurularak. En üste maydonoz, dere otu, yine sarımsak ve limon dilimleri. Suyunun ölçüsü: her bir litre kaynatılmış soğumuş su için: iki buçuk yemek kaşığı turşu için kalın tuz ( kaşığın doluluğu tepeleme de olmayacak, silme de), bir çay kaşığı tepeleme limon tuzu, bir çay bardağı üzüm sirkesi, iki kesme şekeri. Şeker, tuz ve limon tuzu tamamen eriyene kadar karıştırıp tadına bakın. Turşunun suyunun daha tuzlu hali olacak, bu tadı bir süre sonra diliniz tanıyacak, turşular kurdukça her yıl daha iyi sonuçlar aldığınızı göreceksiniz. Suyu verilen turşu kavanozu bir gece tezgahta bekleyecek, ertesi sabah kontrol edilip serin ve gölgeye kaldırılacak.
Yine gelip gidip sevilecek, muhakkak...
5 Ekim 2015 Pazartesi
Közlenmiş Maraş Biberi
Maraş biberi ince kabuğu, tad almanıza engel olmayan acısı, meyvemsi aroması, etli yapısı ve ertesi gün mideyi, barsakları rahatsız etmeme özelliği ile sofralarımızda daha sık yer almayı hak ediyor bence. Acı yemekte zorlanan ben bile bu biberi zevkle tüketiyorum. Henüz pazarlarda bitmemişken siz de alıp kışa saklayabilirsiniz. Şimdiden bir kavanozu tükettik bile; hemen her yemeğin yanına çıkarıyorum, menemenden kıymalı yumurtaya, çorbalara, yemeklere, salatalara, mezelere katıyorum. Hatta yağını salatalara, dip soslara kullanıyorum. Mangalda güzelce közleyip kabuklarını soymadan zeytinyağında kavanozlayıp sıkıca kapattım, buzdolabında bekliyorlar. Kış hazırlıklarınızın arasına bunu da sıkıştırıverin derim, pişman olmazsınız.
17 Haziran 2014 Salı
Asma Yaprağı Konservesi
Bana sorarsanız yediğim en lezzetli asma yaprağı Güdül ve Ayaş bölgesinin yaprakları, en iyi saklama yöntemi de konservedir. Mevsimi geldiğinde sabahın erken saatlerinde gidip bağından toplamak ayrı zevk, ekşisi, lezzeti tam ayarında yaprakları kışın aynı güzellikte tüketebilmek ayrı. Bir de yaprağımızı ne vakit alalım derseniz fiyatı pahalı gelebilir ancak ilk çıkan yapraklar daha taze, damarsız ve ufaktır. Benim tercihim bu yöndedir.
Konserve yapmak için asma yapraklarını çabucak, hele ki poşette falan bekletmeden kullanmak önemli. Bir gece bekleyecekse beze sarılı olarak durdurmalı. Geceden uzun sapları koparıp demetlerseniz sabaha işiniz kolaylayacaktır. Derin bir tencerede suyu kaynatın. Temiz ve kuru cam kavanozlarınız yanınızda olsun, ellerinizde de eldiven. Sekizer onar demetlediğiniz yaprağı kaynar suya bırakın, rengi döner dönmez delikli bir kepçe ile ters çevirin. Diğer tarafı da rengini altın sarısına çevirdi mi hemen alın sudan. Hemen önce iki yanlarından ortaya, sonra da ucunu ortaya doğru kaplayıp, bütün gücünüzle bastırıp suyunu sıkın, kavanozun dibine yerleştirin. Böylece kavanozu doldurun, her sırada kuvvetlice bastırarak fazla sularını boşaltın ve kavanozu sıkı sıkıya doldurun. ( Mümkünse yanınızda güçlü, adeleli bir erkek bulundurun, ciddi kol ağrısı yapabilir dikkat. ) Yeni, hiç kullanılmamış konserve kapaklarınız da başka bir kapta kaynıyordu bu arada. Kaynar sudan dikkatlice aldığınız kapağı bir bezle tutarak kavanozun ağzına yerleştirin ve sıkıca kapatın. Temiz bir bez üzerine ters çevirip kapatın ve hiç kımıldatmayın kavanozunuzu. Bütün yapraklar bitene kadar bu işlemi yapın. Kavanozlar bir gece beklesin ve ertesi sabah kapaklarını kontrol edin. Tutmayan, hava alan var mı diye yoklayın. Serin ve ışık almayan bir yerde kışı bekleyebilir artık yapraklarınız.
Bu biraz zorlu olduğu kadar riskli de bir yöntem. Daha kolay yolunu bu yıl ilk kez denedim. Yaprakları demetleyip kavanozlara dizdim kapaklarını kaynar sudan geçirerek sıkıca kapattığım kavanozları yarıya kadar su dolu tencerede önce kapağı altta kalacak şekilde yapraklar sararana kadar, sonra da ters çevirerek kalan yapraklar da sararana kadar kaynattım. Yine aynı şekilde ter çevirip bir gece beklettim ve serin karanlık köşesine bıraktım.
Bu ikinci yöntem bana daha zahmetsiz geldiyse de ilk kez yaptığım için sonucu merakla beklemekteyim. İki hafta oldu, kavanozlarda bir sorun görünmüyor ama sanırım kışın tadına baktığımızda fikrimi söylemem daha yerinde olacaktır.
Sarma dolma için önemli ipuçları, birbirinden nefis sarma ve dolma tariflerim için de tıklayınız lütfen.
sağlıcakla...
15 Ekim 2012 Pazartesi
Turşu Yapımı Üzerine, Suyunu Ayarlama, Kireçte Bekletme vs. vs...
Benim annemden, annemin de Çubuklu komşusundan öğrendiği bir sır var. Sır değil aslında herkesler biliyor ya. Kütür kütür turşu kurmanın en mühim aşaması, hıyar ve kelekleri kirece yatırmaktan söz ediyorum tabii ki. Badana boya malzemeleri satan dükkanlardan alacağınız sönmemiş kireçten iki üç büyük parçayı derin bir kaba koyup üzerine su ekleyiniz. Bu sırada fokurdama olacağından, yanmamak için uzaktan bir hortumla yapmanız daha doğru olacaktır. -Evde beklemiş, eskimiş kireç de işinizi görecektir. Su eklediğinizde fokurdamaz ama, aynı şekilde kullanabilirsiniz endişelenmeyiniz.- Bu kadar kireç beş kilo sebze için yeterli gelecektir. Yani kirecin üzerine beş kilo sebzeyi ıslamaya yetecek ayarda su ekleyeceksiniz. Fokurdayan ve sonra sakinleşen kireçli suyu iki üç saat dinlenmeye bırakın. Bu sürenin sonunda çözünen kirecin dibe çöktüğünü göreceksiniz. Şimdi üzerinde kalan suyu dikkatlice sebzelerin üzerine çıkacak şekilde boşaltınız. Su az gelirse çeşme suyu ekleyerek üzerine çıkmasını sağlayabilirsiniz. Şimdi bir gece beklesin turşuluk hıyarlarınız bu suyun içinde. Siz havan ile sarımsakların tepesine tepesine vurup çıtlatın ve derin bir kasede suya ıslayın, bu sayede sarımsakları soymak pek kolay olacak. Kolay mı turşu için sarımsak soymak? Çocukken annem bu işi bana yaptırırdı, o minik minik sarımsakları soy soy bitiremezdim. Bu yüzdendir ki, ufak dişli sarımsak sokmam evime.
Sabaha hıyarlarınızı kireçli sudan alıp bolca suyla iki üç kez yıkayın. Sarımsaklarınız da hazırsa turşumuzu kurmaya başlıyoruz şimdi. Beş kiloluk cam kavanozun dibine bir yemek kaşığı dolusu yıkanmış nohut, beş altı diş sarımsak, yarım tatlı kaşığı kişniş tohumu, bir çay kaşığı tane karabiber koyup üzerine bir iki sıra hıyar, bir avuç sarımsak hesabıyla kavanozu doldurun. En üste maydonoz, dereotu ve kereviz dallarını yerleştirin. - Kereviz yok ya da sevmem diyenler koymayabilirler.-
Şimdi bir diğer mühim aşama, suyunun ayarı, her bir litre kaynatılmış soğumuş su için: iki buçuk yemek kaşığı turşu için kalın tuz ( kaşığın doluluğu tepeleme de olmayacak, silme de), bir çay kaşığı tepeleme limon tuzu, bir çay bardağı üzüm sirkesi, iki kesme şekeri. Şeker, tuz ve limon tuzu tamamen eriyene kadar karıştırıp tadına bakın. Turşunun suyunun daha tuzlu hali olacak, bu tadı bir süre sonra diliniz tanıyacak, turşular kurdukça her yıl daha iyi sonuçlar aldığınızı göreceksiniz.
Beş kiloluk bir kavanoz için bu ölçülerde iki buçuk litre sudan hazırlayacağınız salamura yeterli gelecektir. Hazırladığınız salamura ile kavanozu tamamen doldurun, ağzını sıkıca kapatıp, ilk gece tezgah üstünde bekletiniz. Çünkü ilk gün biraz su sızdırma, taşma ihtimali yüksektir.
Ertesi gün kavanozun ağzını sımsıkı kapatarak güneş görmeyen, serin bir yerde dinlenmeye bırakın. On beş en geç yirmi gün içinde turşunuz hazırdır. Gelip gidip bakabilirsiniz, hatta turşunuzla konuşabilir, sevebilirsiniz. Ama benim acemilik yıllarımda yaptığım gibi ağzını açıp da tadına bakmaya kalkışmayın, sabırlı olun emi?
4 Ekim 2012 Perşembe
Ekşi Erik Pestili Yapımı
Şimdi tam zamanı, yabani, ekşi erikler toplanmış; pazarlarda ablaların, teyzelerin tezgahlarında parıldıyorlar. Şekere, tansiyona bir dolu hastalığa faydalı olduğunu duydum duymasına ya, benim için yeni bir şey değiller kendileri. Kendimi bildim bileli mutfağımızda kullanılmıştır. Eskiden size anlatacağım şekilde kaynatılır, temiz naylonlar üzerinde kurutlur, pestil yapılırdı.- Tatlı erikten yaptığım pestil için tık tık. -Sonra bu pestil kışın, elde kesilip bol soğanlı, biraz da acılı makarnaya müthiş lezzet katardı. Başka başka; ekşi isteyen her yemeğe, bamyaya, pırasaya, sarmaya, türlü türlü çorbaya ...
Şimdilerde işin kolayı var, pestil olarak kurutmadan, dondurucuda da saklayabiliyoruz ya. Bir kilo eriği güzelce yıkayıp, çekirdeklerini ayıklıyoruz. Tencereye alıp bir çay bardağı su ile önce kaynayana kadar orta ateşte, kaynadıktan sonra kısık ateşte erikler iyice yumuşayana kadar pişiriyoruz. On on beş dakika sürer bu da. El blendırı ile püre yapıp, soğuyunca küçük poşetlerde derin dondurucuya atıyoruz. El blendırınız yok ise eski usül kevgirden geçirin. Hatta kaynar kaynar tıpkı konserve yapar gibi küçücük kavanozlara da koyup, ağzını vakumlayıp kaldırabilirsiniz ancak; kapağı açıldıktan sonra buzdolabında bekletmeyi unutmayın derim.
Yarım saatinizi bile almayacak, bu kadar kısa sürede hazırlayıp kışın kullandığınızda iyi ki yapmışım diyeceksiniz. Ve bundan böyle her yıl yapacaksınız, garanti veriyorum.
27 Eylül 2012 Perşembe
Ajvar, Pindjur, Lutenica, Lutenitsa ...
Ajvar, pindjur, lutenica, lutenitsa... Birbirine yakın malzemelerle hazırlanan, lezzeti yerlere göklere sığdırılamayan, bütün aramalarıma rağmen aralarındaki ince farkları bana anlatacak güvenilir bir kaynağa ulaşamadığım ismi güzel, rengi güzel Bulgaristan kökenli soslar. Aslında hiçbir tarifte karşılaşmadığım ama yakıştığını düşündüğüm kimyon, pul biber, limon benim katkılarım, tatlandırma amaçlı kullanılan havucun yerine de şeker kullandım. Belki bu saydığım sosların orjinali değil, belki bu satırları okuyan birileri çıkar da anlatır umuduyla, işte bizim mutfaktan çıkan leziz şey:
Malzemeler:
- 2 kilogram kapya biberi
- 1 kilogram patlıcan
- 5 orta boy domates
- 3/4 su bardağı zeytinyağı
- 3 adet kesme şeker
- 1 yemek kaşığı elma sirkesi
- Bir limonun suyu
- Sarımsak
- Kaya tuzu, karabiber, toz kırmızı biber, pul biber, kimyon
Hazırlama:
Kapya biberler ve patlıcanlar pideciye götürülüp, odun ateşinde güzelce közlemeye bırakılır. Közlenip temiz kağıda sarılan patlıcan ve biberler güzelce soyulup, suları da ziyan edilmeden irice doğranır.
Genişçe bir tencereye zeytinyağı boşaltılır, iri doğranmış domatesler kızan yağda birkaç dakika sotelenir.
Üzerine közlenmiş soyulmuş biber ve patlıcanlar, dilediğiniz kadar sarımsak eklenip ara ara karıştırarak kaynamasını takiben birkaç dakika daha pişirilir.
El blendırı ile sebzeler püre haline getirilir. (İşimizi kolaylaştırıyoruz ama lezzetten ödün veriyoruz farkındayım)
Sirke ve toz şeker de eklenip karıştırılır.
Fokurdayarak, etrafa sıçrayarak kaynıyor, ocağın altını kısın lütfen.
Tuz, karabiber, toz kırmızı biber, pul biber, kimyon ekleyin dilediğiniz kadar, hoşunuza giden lezzeti yakalayana kadar.
Şimdi sosunuz hazır. Temiz kavanozlarınız ve bir yandan suda kaynayan kullanılmamış kapaklarınız da tabii.
Ocağın altını kısarak sosu sıcak sıcak kavanozlara doldurup, kaynar sudan aldığınız kapakları sıkıca kapatıp ters çevirin.
Bu ölçülerle dört adet yarım kiloluk kavanoz sos çıkıyor.
Şimdi kavanozları tencereye alıp, kapak hizasını üç parmak kadar geçecek şekilde sucak suyla beş altı dakika daha kaynatın.
Süre sonunda sudan aldığınız kavanozları ters çevirerek tamamen soğuyana kadar dinlenmeye bırakın.
Kavanozlarınızı kış boyunca buzdolabınızda güvenle saklayabilirsiniz. Afiyet olsun.
23 Eylül 2012 Pazar
Közlenmiş Patlıcan Konservesi
Ahan da küçük Ayşe'm için yaptıklarım. Sorulunca kendisine en en en sevdiği yemek, közlenmiş patlıcan der tereddütsüz! Kışın da sayıklar ya, alacağı cevabı bilir, yazı beklemesini bilir bitanem.
Köz biber konservesi ile aynı aşamalar: pidecide közlenen, kağıtların ve poşetin arasında bekleyen, eve gelince kolayca soyulan, suyu da ziyan edilmeyen patlıcanlar. Közlendikçe yağlı kağıt serili fırın tepsisine alındılar, azıcık tuz serpildi üzerlerine, soyma işlemi bitince hep birlikte ısındılar sıcak fırında. Kararmasınlar diye limon da sıksak çare olmadı ya, dert değil. Bu arada yepisyeni kapaklar fokur fokur fokurduyordu küçük tencerede. Sıcak patlıcanlar hızla dolduruldu kavanozlara, sızan suları da pay edildi, kapaklar kaynar sudan alınıp dikkatlice kapatıldı. Ters çevrildi kavanozlar. Geniş tencereye tepe taklak dizildiler yine, kapakların hizasını üç parmak geçecek kadar sıcak suyla orta ateşte beş altı dakika da öylece piştiler.-Kapakların atmaması için sıkı tutuyoruz işimizi!_
Dikkatlice sudan alınıp bir gece dinlenmek üzere tezgaha dizildiler tepetaklak. 5 kilogram patlıcandan yarım kiloluk beş kavanoz çıktı. Yarasın, şifa olsun yiyenlere.
21 Eylül 2012 Cuma
Közlenmiş Kırmızı Biber Konservesi
Kış hazırlıkları devam ediyor. Yorucu, çok yorucu! Közlenmiş kırmızı biberi en çok oğluş sever evde. Kışın da kahvaltılarına kondurabileyim diye yaptım. 6 kilogram biber pidecide odun ateşinde közlendi. Fırında, ocakta kesmez bizi zaten, sevmeyiz şekerim!
Közlenmiş biberler sıcağıyla kağıdın arasında bekledi beni. Eve getirdiğimde soymak çok kolay oldu böylece. Temizledikçe altına yağlı kağıt serdiğim tepsiye aldım biberleri. Temizleme ve doğrama işi tamamen bittiğinde tepsiyi sıcak fırına verip ısınmalarını sağladım bir süre. Bu arada yepisyeni kavanoz kapaklarımı kaynattım. Steril kavanozlarıma ısınan biberleri doldurdum, üzerlerine zeytinyağı ekledim. Maşa ile kaynar sudan aldığım kapakları bezle tutarak sıkca kapatıp, ters çevirerek bıraktım tezgaha kavanozları.. Bu işlem de bitince koca tencereme yine ters şekilde dizdiğim kavanozların kapaklarını üç parmak geçecek kadar sıcak su doldurup beş dakika daha kaynattım. Beş dakikanın sonunda yine dikkatlice bezle tutarak sudan aldığım kavanozları baş aşağı vaziyette dinlenmeye bıraktım bir gece.
6 kilogram biberden altı adet yarım kiloluk kavanoz doldu. Altı kavanoz işte hepi topu, aman bu kadarla mı yoruldun demeyin? Kızımıza da yaptık bir şeyler. Ama yok onu da pazartesi anlatıvereyim canım!
17 Eylül 2012 Pazartesi
Kışlık Domates Konservesi, Erik Reçeli ve Kış Hazırlıklarında Son Durum
Mevsim sonbahara dönüyor. Ben geriden geliyorum oysa. Yaz meyveleriyle hasbihal edemedik daha, hoş ameliyat sonrası kiminin ancak suyunu içebildim, kiminin püresini ya. Neyse efenim, hala bulabiliyorken yapıp fotoğraflamak istediğim reçetelere yoğunlaşmak istiyorum. Sonra sevgilimin hediyesi 5 kg bitter kuvertürüm, çok çikolatalı, çok meyveli hayallerim var. Var ya bir yanda da yetişmesi gereken kış hazırlıklarım var. Biraz domates ve fasülye konservesi yapıldı, tarhanamız çoktan kavanozlara girdi, dondurucuya bamya atıldı, taze fasülyeler, patlıcanlar, biberler, kabaklar,domatesler kurudu. Yabani elmalar kurudu; hoşaflık, atıştırmalık. İki kavanoz da turşu kuruldu şimdilik. Turşuların devamı gelecek, patlıcan, kırmızı biber ve ajvar sos yapma hayallerim de mevcut. İşin çoğu gitti azı kaldı diyebilirim. Ama bünye pek kaldıramıyor bunca işi, dur desem de durmuyor, halsiz düşüyorum gün sonunda.
Gelen sonbaharın sakinliği, dizi dizi kavanozlar, renkler unutturuyor biraz da olsa yorgunluğumu. Erikler sütçümden, küçük ve tatlı köy erikleri. Bir kilo eriğe bir kilo şeker oranıyla temizlenip yıkanmış erikler akşamdan şekere yatırıldı, sabah kaynatıldı.Ocaktan almaya yakın azıcık limon sıkıldı, sadece tahta kaşık kullanıldı bu işlemler sırasında ve minicik tereyağı atıldı içine. Pişmesine yakın porselen bir tabağa alınıp kıvamı kontrol edildi, hazır olduğunda sıcak vaziyette iken kavanozlandı, ağızları sıkıca kapatıldı, hemen ters çevirip dinlenmeye bırakıldı. Ters çeviriyoruz ki, meyveler kavanozun üst kısmında kalmasın. Olur da ölçemediniz göz kararı ayarladınız şekerini, sonra bir de baktınız ki reçeliniz fazla şekerli olmuş; çare kolay. Hemen aynı meyveyi azıcık suyla şekersiz olarak şöyle bir iki tıkırdatın, ekleyin reçelinize yeniden kaynatıverin birazcık, ziyan olmasın emeğiniz, paranız.
Domates konservesi içinse dün yaptığımda ( bir günde bütün ihtiyacımı yapamıyorum) dokuz kilo lezzetli Ayaş domatesleri kullandım. Dokuz kilo domatesten on dört adet yarım litrelik kavanoz çıktı. Altlarına çarpı attığınız domatesleri kaynar suyun içine atın. Biraz bekleyin, kolayca kabuklarını soyabileceksiniz. Şimdi yemeklik doğrayın ve büyükçe bir tencerede az zeytinyağında doğranmış sivri biberleri ( ölçüsü size kalmış, ben fazla biberli sevmediğimden az kulandım) çevriştirip hemen domatesleri atın. Kaynadığında ara ara karıştırarak biraz diriliği çıkana kadar pişirin. Temiz, içi kuru kavanozlara -ocağın altını kapatmayın bu arada- doldurun. Bir yandan küçük bir tencerede yeni, kullanılmamış kapaklarınız da kaynayadursun. Bir maşa ile kaynar sudan aldığınız kapağı bezle tutarak dikkatlice kapatın hemen. Dilerseniz bu aşamada hemen ters çevirip kaldırabilirsiniz. Ancak ben kapakların atma ihtimalini sıfıra indirmek için geniş tencereye kapakları altta kalacak şekilde kavanozları dizip yarıya gelmeyecek kadar sıcak su koyup beş altı dakika kaynatıyorum. Bu aşamada da domateslerin bir parça pişeceğini hesaba katarak tencerede öyle uzuun süreler pişirmiyoruz. Şimdi kavanozları dikkatlice bezle tutarak sudan alıp yine kapakları altta kalacak şekilde dizin ve ertesi güne kadar yerlerinden oynatmayın.
Ertesi gün kapaklara baktığınızda kapağın orta kısmının hafifçe içe çökmüş olduğunu, oradaki bombeyi hissedeceksiniz. Serin ve karanlık bir yere kaldırıp kışın yemeklerinizde gönül rahatlığıyla kullanacağınız domatesleriniz hazırdır.
Kış hazırlıkları kapsamında diğer anlatımlarım, fotoğraflar, tarifler ve önemli ip uçları için uğrayabilirsiniz.
Afiyetle, güzel günlerde tüketiniz.
4 Ocak 2012 Çarşamba
Pancar Turşusu
Yılbaşı soframız için yapmış idim, sabahın erkence saatinde, günler öncesinden.Acelem neyse? Sen böyle koştur koştur yap, sonra da sofraya koymayı unut! Yılbaşı soframızda eksik kaldı, ben unuttum siz unutmayın, yapımı oldukça kolay, oyalamayan bu turşuyu.
Şurada pancara dair bir iki kelamım olmuş pancar sote tarifiyle birlikte. Pancarı kullandığım diğer tarifler ise: pancar çıtırları, siyah havuç cacığı.
Turşu için yarım kilo pancarı iyice yıkayıp başının sert kısımlarını kesin. Sakın kabuğunu soymayın, bütün rengi gider. Üzerini biraz geçecek kadar su koyup pişmeye bırakın. Yumuşayınca, çatal rahat batacak hale gelince ateşten alın. -Sakın çok pişirmeyin.- Sudan çıkardığınız pancarları akan suyun altında dikkatlice soyun. Dilimleyip, dibine birkaç diş sarımsak attığınız kavanoza yerleştirin.Yine aralara ve üste de bir iki diş sarımsak eklemeyi unutmayın. Haşladığınız kırmızı suyu dökmediniz değil mi? Şimdi bu suya iki yemek kaşığı sirke, iki kaşık tuz, bir çimdik de toz şeker katıp karıştırın. Tadına bakın, zaten pancar turşusu çok tuzlu olmayacak biliyorsunuz, yine de tuzu eksik geldiyse ekleme yapabilirsiniz. Tuzu suda eriyene kadar karıştırın. Şimdi turşu suyunuzu pancarların üzerini kapatana kadar doldurun kavanoza. Ağzını kapatıp buzdolabına kaldırdığınız pancar turşunuz iki üç güne hazırdır. Afiyetle tüketiniz.
18 Şubat 2011 Cuma
Balkabaklı Keke Komşu Tarifi, Lahana Turşusu
Genç yaşında bu kadar çeşit yemek yapabilen, mutfakta öğrenmeye meraklı kızımızın on sene sonra maharetlerinin hangi boyuta varacağını kestiremiyorum bile. Boynuz kulak meselesine girmeyeceğim. Verdiğim tariflerle oynar mutlaka: ekler, çıkarır. Sonra da haber eder yaptım ablam, bak şöyle oldu, böyle oldu der. Kek, çörek, kurabiyeyi geçip daha çok Kastamonu yemeklerine yer vermesini beklemekteyim duyurulur. Dün akşam ben de onun şekerparesini denedim, bugün burada olmasını arzu ettiğim halde elimizde olmayan sebeplerle yer veremiyorum. Umarım yarın sabah güneş olur, Üzüm kızım ayaklarımın dibinde dolaşır, kuş cıvıltılarına o camdan o cama koşuştururken ben de güzel bir poz verdirebilirim şekerparelerime. Ondan önce topkek halinde sunduğu balkabaklı kekin tarifine bakmak isterseniz buyrun.
O vakit bugün tarifsiz kalmasın sayfamız diyelim. Epeydir sırasını bekleyen lahana turşusuna geçelim. Lahana turşusu sanırım tutturması en zor olan turşulardan. Kütür kütür, parlak, mayışmamış, tuzu iyi ayarlanmış bir lahana turşu yapmak kolay değil. Geçen yıl iki tane beş litrelik kavanoza kurduğum turşular eriyip çöpü boylayınca hırs yapmıştım. Seneye halledeceğim bu işi deyip araştırmalara girişmiştim.
Öncelikle turşuluk lahana küçük ve sert olanlardan seçilmeli. Dış kabukları ayıklanıp, iç kısımlar iri parçalara bölünmeli. Kavanozun en altına birkaç tane nohut ve ince bir bez ya da tülbente saracağınız yaş mayayı koyun. Lahanaları aralara sarımsak yerleştirerek sıra sıra dizin. Bir kavanozuma kırmızı lahana ve siyah havuç ekledim rengini güzelleştirdim. En üste yine beze sardığınız küçük bir dilim bayat ekmek koyup, kabuğu soyulmuş bir dilim limon, dereotu ve maydonuzla kapatıyoruz.
Suyunun ölçüleri önemli; şeker katmıyoruz lahanadaki şeker yetiyor. Geçen yıl suyuna eklediğim şeker yüzünden şekerli tatta turşunun tadını görmüş olduk, berbattı! Kaynatılıp dinlenmiş, 2 lt suya 2 ajda bardağı sirke, 10 silme yemek kaşığı kaya tuzu, 1 çay kaşığı limon tuzu ekleyip tuz eriyene kadar iyice karıştırıp hazır ettiğimiz suyu kavanozların ağzına kadar dolduruyoruz.
Üç gün işimiz var şimdi turşuyla. Üç gün boyunca kapağını açıp suyunu boşaltıyoruz, sonra geri dolduruyoruz. Böylece mayanın suyun her tarafına, turşunun her noktasına ulaşmasını sağlayacağız. Zamanla mayanın eriyip yok olduğunu göreceksiniz zaten. Üçüncü gün bayat ekmeği çıkarıp ağzını sıkıca kapatıyoruz ve serin, karanlık bir yere bırakıyoruz. Bir hafta on güne hazırdır turşunuz. Afiyetle yiyiniz.
21 Ekim 2010 Perşembe
Tavuklu Bamya, Dondurucuda Bamya Saklama ve Yaşasın Bamya!
Reklamlara sinirim yine bugünlerde. Çilekli yağ! Biziimkiler duyunca:
- Iğğyyy dediler,
- Çilekli yağ da olur mu?
Oluyor işte, anneler yavrularına halis tereyağ yerine yedirince, alıcı bulunca demek ki oluyor.
Yoğurtçu amca öyle bir tereyağ getirmiş ki, ekmeksiz kaşıklıyorum arada, dayanamıyorum. Üzerine yazdan hazır reçellerim var, balımız var sürmeye. Onların çilekli yağlarına ihtiyacım yok.
İki sevimli çocuk teoriler üretiyor sonra, çilek perisi çilekleri toplamış da, şöyle olmuş da böyle olmuş da...
Yedikleri her şey illa ki tatlı olacak çocukların. Ekşi ve tuzluya yanaşmıyor bebeler. Daha minikken, biberonlarına doldurulmuş, ballı şekerli sütlere alıştırılıyorlar. Biberon denen şey bizim evde yer bulamadı şükür, ağızlarına almadılar. Derdim biberon değil ya, konu dağılıyor. Derdim ev yoğurdunun tadını bilmeyen, süzme yoğurtla yapılmış, güzelim ekşimen ayranı içmeyen, sütünü ille de çilekli, muzlu, çikolatalı içen çocuklar. Öyle ki içtikleri çorbaya limon bile sıkamıyorsunuz. Yapay aromalara alışkın, yapay damaklar.
İş anne ve babalarda bitiyor. Daha yemek yemeye başladıkları vakitlerde alıştırmaz, sadece tatlı verirsek sonrasında tuzluya yüz vermeyen çocuklar çıkar ortaya. Bizim çocukların arkadaşları misafir geldiklerinde çekiyorum en çok bu sıkıntıyı. Önlerine koyduğun yemeği yemeyip, bir ton bahane koyduklarında ortaya, canım sıkılıyor. Kala kala elimde ya patates kızartması, ya makarna kalıyor. Henüz önlerine koyduğum ayranı içenine denk gelmedim ne yazık ki.
Oysa kurabiyelerini de yeseler, mantıyı da, çikolata da yeseler, bamya da. Mesela bizim kız gibi, mutfağa girip kokusunu aldıklarında şöyle deseler:
-Yaşasın, bamya!
Ben bamyayı tavuk etiyle yaparım hep. Kıymalı, etli ya da zeytinyağlısından daha çok seviyoruz. Öyle sümüklenmez de, dondurucuya mutlaka atılır her yıl. Bu yıl altı kilo attım, çiçek bamya bulamasak da. Dondurucuya atma kurallarını da anlatayım: tepelerini güzelce ayıkladığınız bamyaları sirke, tuz ve limon ilavesiyle on onbeş dakika bekletin. Büyükçe bir tencereye kaynar su koyun, bolca limon sıkın. Bamyaları kaynar suya atıp, üç dört dakika suda tutun. Sonra delikli bir kepçe ile sudan çıkarıp genişçe bir tepsiye alın. Soğuyan bamyalara tekrar limon sıkın, bir pişirimlik porsiyonlar halinde poşetlere koyup dondurucuya kaldırın. Kışın çıkardığınızda çözülmesini beklemeden pişirin yalnız.
Malzemeler:
- 250 gr tavuk eti (dilediğiniz yerinden)
- 1/2 kg bamya
- Üç yemek kaşığı zeytinyağı
- İki yemek kaşığı salça
- 1 orta boy kurusoğan
- 1 tatlı kaşığı un
- Limon
- Tuz
- Su
Hazırlama:
Tencereye yağı alıp biraz kızmasını bekleyin.
Kızgın yağa tavuk etlerini atıp rengi değişip kabuk bağlayana kadar çevirin, altını kısıp kapağını kapatın.
Tavuk etleri suyunu çekene kadar kısık ateşte pişirin.
Yemeklik doğranmış soğanları ekleyip sararana kadar kavurun.
Salçayı ekleyip tekrar kavurun, ununu ekleyip şöyle bir çevirip sıcak su dökün.
Su kaynar kaynamaz limon sıkın, bamyaları atın tencereye. Suyu bamyaların hizasını iki parmak kadar geçmiş olmalı.
( Kaynar suya atmak, bir de limon sıkmak bamyaların sümüklenmesini engeller. )
Tuzunu ayarlayıp, ortadan az ateşte kapağı kapalı olarak bamyalar ve etler yumuşayana kadar pişirin.
26 Ağustos 2010 Perşembe
Domates Soslu Acı Biber Turşusu, Nektarin Reçeli ve Diğer Kış Hazırlıkları
Kış hazırlıkları tüm hızıyla devam ediyor.
Patlıcanlar çoktan kurudu, bez torbalarda yerini aldı bile.
Sütçünün getirdiği tazecik, çıtır çıtır sivribiberler tohumlara kadar dilimlendi, iplere dizilip kurutuldu.
Bir kısmı kızartılıp pembe ve lezzetli, etli bahçe domatesleriyle hazırlanmış sarımsaklı sosla kahvaltı soframızda yer aldı.
Taze fasülyeler de dilimlendi, gazete kağıtları üzerinde bir gün güneşte, daha sonrası evde serili olarak kurutuldu. Evde kurutuldu çünkü: rengi yeşil kalsındı.
Şu aralar balkon; dolmalık yeşil ve kırmızı biberleri, çuşkaları misafir etmekte. Gelip gidip aralarını açıyorum, çünkü: daha geç kurur ve küflenmeye daha müsaittir etli biberler. Hatta bu yıl ilk biber salçası denemem de üzeri tül örtülü kurumakta.
Şu aralar balkon; dolmalık yeşil ve kırmızı biberleri, çuşkaları misafir etmekte. Gelip gidip aralarını açıyorum, çünkü: daha geç kurur ve küflenmeye daha müsaittir etli biberler. Hatta bu yıl ilk biber salçası denemem de üzeri tül örtülü kurumakta.
Domates soslu acı biber turşularımız çoktan oldu, bir kavanozu tüketilmeye başlandı. Tezgah üstünde reçellerle birlikte geleneksel pozlarını verdiler. Üç çeşit reçel yaptım demiştim: vişne, kayısı, nektarin. Vişnenin daha sonra iki buçuk, bu hafta da üç liraya çıkan fiyatı yüzünden vakitlice yapmış olmama sevindim doğrusu. Bir kilogram meyveye bir kilogram şeker ölçüsüyle, akşamdan şekere yatırıp, sabah kaynatarak yaptım reçelleri. Yalnız nektarin biraz daha mayhoşca olduğundan bir kilo meyveye bir kilo iki yüz gram şeker hesabıyla kaynattım. Peki sizde ne durumda kış hazırlıkları?
1 Ağustos 2010 Pazar
Patlıcanlı Pilav, Patlıcan Kurutma, Cacık vs. vs.
Her yerde patlıcan görüyorum sanki. Geçen yıl az geldi, bu sene on beş kilo kurutacağım deyip, pazardan bir koli patlıcanı olduğu gibi alıp eve getirirsen yirmi bir kiloluk patlıcan yığınıyla bakışır durursun böyle. Yaşlanıyorum üstelik; eskiden bir günde yaptığım işi iki günde ancak yapar olmuşum. Yap yap bitmiyor, azalmıyor patlıcan. Eş parçalara dilimle, içlerini oy, tuzlu suya at. Sonra yıka, yorgan iğnesiyle diz iplere, bağla balkonlara.
Bir de yiyip tadına bakmalı bu çizgili güzellerin. Yaz sıcağında yapılsa yapılsa patlıcanlı bir pilav yapılır, yanında soğuk cacıkla. Bir su bardağı pirinç sıcak suyla ıslanır. İki patlıcan alaca soyulur, küp doğranır, tuzlu suda bekletilir. Acısı çıkınca tekrar yıkanan patlıcanlar temiz bir bez arasında iyice kurulanır. Bolca kızgın sıvıyağda kızartılır, kağıt havlu üzerine çıkarılır.
Pilav tenceresinde biraz zeytinyağında yemeklik doğranmış bir baş kuru soğan sarartılır. Bir acı sivri biber doğranır, bir domates rende olarak, bir domates de kabuğu soyulup küp doğranmış olarak katılır. Hepsi bir kaç dakika kavrulur. Suyu iyice süzülen pirinçler de katılıp iki dakika daha kavrulur ve birazı et suyu olmak üzere kaynar su verilir. Kızarmış patlıcanlar, tuz ve beyaz biber eklenir. Fokurdayınca altı kısılır, pişmeye bırakılır. Pişen pilav on beş yirmi dakika dinlendikten sonra yenilebilir.
Yanına en güzel cacık gider tabii. Cacık soğuk olmalı, yoğurdun yarısı süzme yoğurt, yarısı da ev yoğurdu olmalı, sarımsağı bol, kıvamı koyu. Sütçüden alınmış köy salatalığı rendelenmez ince ince doğranır, taze nane, bol dereotu, biraz kuru nane, birkaç damla da limon suyu. Üzerine de zeytinyağı gezdirmek şarttır hani...
28 Eylül 2009 Pazartesi
Mürdüm Lezzetler
Bir avuç eriğe hayır demezsiniz sanıyorum. Biz yaz boyunca canımız çektikçe dalından koparıp yeme şansına sahiptik. Çocuklar eriğe bu kadar doymuş da olsa, işi abartan ben komposto mu yapmadım, marmelat mı, pestil mi?
Komposto son ılık günlerimizde sofrada yerini alsa da burada yok. Cücüklerime komposto mu yapayım marmelat mı dediğimde cevapları belliydi: ikisini de! Marmelatını, yıkayıp çekirdeklerini çıkardığım erikleri kaynatarak yapıyorum. Öyle uzun süre saklamadım hiç, saklanacağını da sanmıyorum. Bir kilo eriğe bir çay bardağı su koyup, kısık ateşte iyice yumuşayana kadar pişiriyorum. Soğuyunca kevgirden geçiriyor; zira alttaki hali kevgirden geçmemiş halidir, bence böyle daha güzel oluyor, istediğimiz kadar şeker katıyorum. Sonra ekmek banarak kahvaltıya da olur, tatlı niyetine kaşıklayarak da olur, damaklarımızı tatlandırıyoruz.
Hem benim gibi hızınızı al-a-mayıp kurabiyelere de sürebilirsiniz. Tartölet gibi görünseler de kendileri kurabiyedirler. Onların reçetesini verecek olursak:
Malzemeler:
- 1 yumurta
- 125 gr. tereyağ ( oda ısısında)
- Yarım çay bardağı sıvı yağ
- Çeyrek limonun suyu
- Yarım paket kabartma tozu
- 2 çay bardağı pudra şekeri
- Yarım paket vanilya
- Alabildiği kadar un
Malzemeler kulak memesi kıvamında yoğurulur, yağlanmış küçük tartölet kalıplarının dibine alçakça serilir. 200 derecede önceden ısıtılmış fırında hafifçe pembeleşene kadar pişirilir.
Marmelat dedik ya, aslında bu elde ettiğimiz güzel püre pestil demek. Birazını da kurutup pestil yapınca, tamamı da çocuklşar tarafından aynı gün tüketilince, tekrar yapmak şart oldu. Çocuklara kışa abur cubur niyetine, ders çalışırken, tatlı aradıklarında atıştırmak, beslenme çantasının bir köşesine konmak üzere temiz naylonlara serilip, güneşte kuruttum pestilimi. Geç kalmış sayılmazsınız, cılız Eylül güneşinde bile kuruyorlar. Beş kilo erikten epeyce çıktı. Artık yeterse de yetmezse de.
10 Eylül 2009 Perşembe
Kışa Doğru
Yaz ortalarında bir telaş başlar bende; yapılacak pek çok iş vardır. Yazın bereketi ve bolluğu kışa katık edilmelidir. İşler kafamda peşi sıra mırıldanır, mız mızlanır, bilirim ki başlarsam birinden gerisi gelir. Çoğunun zamanlaması çakışır, ilk çıkan bezelyelerin dondurucuya atılmasıyla başlayan yorucu işler, ilk asma yapraklarının kavanozlara tıkılmasıyla devam eder. Aynı anda bir kaçını birden yapmak ne kadar yorarsa yorsun, hiç şikayetim olmaz.
Tarhanamızı anneciğimle birlikte yaptık çok şükür. Tek başıma yapacak kadar öğrenmedim henüz bu zahmetli, bir o kadar da zevkli işi. Eriştemizi de kestik güle oynaya. Hem annemlere hem bize kestiğimiz için malzeme miktarımız oldukça fazlaydı:
15 kg un
Bir koli yumurta
5 lt. süt
5 yemek kaşığı tuz
Bu kadar malzemeyle yoğurulacak hamur için, güçlü kuvvetli, adeleli kollara ihtiyaç var doğal olarak. Kim yardıma koşar? Canımın içi seve seve yoğurur hamuru; söz konusu işlere en az benim kadar meraklı olduğundan, yoğurmakla kalmayıp, keser de.
Elime geçen ne varsa turşu kuruyorum bir yandan, kimi olmak üzere, kim yeni kurulmuş. Turşuların ölçüleri ise şöyle:
1 litre kaynayıp soğutulmuş tatlı su
7 tatlı kaşığı turşu için kalın tuz
1 çay kaşığı tepeleme limon tuzu
2 çay bardağı (hani o büyüklerden) sirke
2 kesme şekeri
1 avuç nohut.
Geçen yıl tarifini buradan aldığım şekilde hazırladım, memnun kaldığımdan yine aynı şekilde hazırladım.
Biber salçası, bulgur, nar ekşisi Adana'dan gelir. O güzelim bulguru bir tatsanız, marketlerde satılan bulgurlara dönüp bakmazsınız bir daha.Dolmalık biberler ve patlıcanlar kurumaktalar balkonda. Biberleri bu yıl uzun ve etli köy biberlerinden seçtik. Adana'nın minik patlıcanları buralara gelmiyor. Hem illa ki ellerim değmeli, gelip gidip seyretmeliyim dizi dizi boncuklarımı. Artık buralarda bulabildiğimiz en güzel patlıcanları oyduk, önce tuzlu suya attık, sonra bolca suyla yıkayıp, iplere dizdik. Kiminle sizce? 10kg. biber, 10kg. patlıcan yaza kadar yeter bize. Gelip gidip aralarını açıyorum, birbirlerine değmesinler, çürümesinler diye, hafifçe değen rüzgarla ne güzel sesleri var, dinliyorum.
Bahçesinden yengemin biçtiği naneler çoktan kurudu, az da olsa dağlardan topladığımız kekikler de öyle. Yine dağlardan topladığımız küçük ekşi elmaları dilimleyip kuruttuk, hoşaf olmayı beklemedeler. Tamamen olgunlaşmasını bekleyemediğimiz kuşburnular da eklendi elmaların yanında.
Yeşil fasulyelerin birazı dondurucuda, birazı yine kurudu, karbeyazı bez torbalarda bekliyorlar kışı. Dondurucuda vişne, böğürtlen, domates, bamya... artık siz tamamlayın aklıma gelmeyenleri. Domates demişken, kuru domateslerimi de göstereyim mi sizlere?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






