hoşaf ve kompostolar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hoşaf ve kompostolar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2016 Cuma

Çilekli Limonata ve Serin, Hafif Bir Yaz Pastası

Sıcak yaz günleri için serin iki tarifim var bugün sizlere. Meyveli ve çok hafif bir pasta, yanında da çilekli limonata.

Çilekli limonata için; yarım kilo çileği rastgele dograyip, üzerine iki limonun kabuğu rendesini ve kalan kabuğu soyduktan sonra da limonlarin kendisini dograyip karistirmaniz, dilerseniz iki kaşık sekerle birlikte buzdolabına kaldirmaniz yeterli. Dört beş saat unutun. Bu süre sonunda çıkarıp blendirla biztlatin. Sonra iki üç su bardağı soğuk su ekleyip karıştırın. Tadına bakın. Dilediğiniz gibi ayarlayın; sekerle, kullanmiyorsaniz balla, agave şurubu ile... Ben suzmedim ev halkı sorun etmez, posalı daha iyidir hem. Incecik bir tulbentle suzebilirsiniz de.

Pasta için kullandığım krema Fransız Bavyera Kremasi.  Öyle adını duyunca korkmayın. Her evde olan malzemelerle, çok da kolay. Tarif Buddy Valastro'ya ait. Benim icin çok işlevsel bir krema. Pastalarda , tartlarda,  kupta tatlilarda kullanıyorum.

Malzemeler:
Krema İçin:

🍀1/2 litre süt
🍀3 yumurta sarısı
🍀1 su bardağı toz şeker
🍀2/3 su bardağı un
🍀1 paket şekerli vanilin
🍀1 yemek kaşığı tereyağ
🍀200 ml süt kremasi

Pasta İçin :

🍀1 paket kedi dili
🍀200 ml süt kremasi
🍀Dilediginiz meyveler
🍀1 paket Dr Oetker meyveli sos



Hazırlama :

Sütü kalın tabanlı bir tencerede ocağa koyun, ısınsın.

Yumurta sarilarini toz sekerle çırpın.

Isınan sütten bir kepçe alıp cirptiginiz yumurtalara ekleyin, sonra bir kepçe daha.

Şimdi unu katıp yeniden çırpın.

Sütten az az ekleyerek unlu karışımın ısısını sütle eşitleyin. Ve hepsini sute dikkatlice yavaş yavaş ekleyin. Bu arada hızla çırpın ki yumurtalar pismesin.

Şimdi ocakta karıştırarak kremayı pişirin. Göz göz olup koyulasinca ocaktan alın ve soğumaya bırakın.

Buzdolabında beklemiş soğuk süt kremasini mikserleyip kabartin ve pişirip soguttugunuz diğer kremaya ekleyip karıştırın.

Şimdi pastanın yapımına geldi sıra. Kedi dili biskuvileri kelepçeli kalıbın kenaŕi yüksekliğinde kesin. Kalıbın kenarına dizin.  Kolay dizmek için  (devriliyorlar çünkü ) kestiginiz ve süte hur kere batirip cikardiginiz ufak biskuvi parçalarını önlerine destek yapın. Bu sekilde hem tabana hem kenara dizmis olacaksınız. Kenarlari sutle islatmiyoruz pastayı kaliptan çıkarınca sık durabilsinler diye.

Şimdi bikuvilerin uzerine bir sira krema döküp duzleyin. Ustune dilediginiz meyveleri minik dograyip döseyin. Muz, kayisi ve visne kullandim ben.

Meyvelerin üstüne bir sıra daha krema yayın.

Onun da üstüne iki yemek kaşığı pudra şekeri ile cirpilmis iki yüz mililitre süt kremasi yayın.

En üstüne çilekli limonatayi nisasta ile birazcık pisirerek elde ettiğim jöleyi yaydim ben. Dr Oetker'in orman meyveli sosu da gayet güzel. Paketteki tarife göre hazırlayıp üzerine yapabilirsiniz.

Sonra pastanız buzdolabinda beş saat beklesin. Dikkatlice kalıbı yanlardan açıp bir kurdele ile bağlayıp masaya getirebilirsiniz.

Afiyet olsun.







8 Ekim 2012 Pazartesi

Şeftali, Erik ve Elma Kompostosu



Bugün turşu üzerine konuşalım istiyordum ya, pek yorgunum, ayaklarımı uzatıp kitabımı okuyacağım. Soğuk, ferah bir komposto ikram edeyim sizlere. Evde bekleşen meyvelerden yapıldı. Üç dört köy elması (tatlı sulu), iki üç köy eriği, suyu çekilmiş, büzüşmeye başlamış dört şeftali dilimlendi tencereye. İki de keçiboynuzu gözüme ilişti tezgahta, onları da kattım, hepsi hafifçe yumuşayana dek kaynadılar. Çok pişip dağılmadılar, son anda üç dört tane karanfil, bir de çubuk tarçın, tadına baktım, biraz da şeker istiyor; sıcakken attım ki erisin karıştırmama gerek kalmadan. Ilıyana kadar beklediler bir arada, sonra tarçınları aldım, fazla beklerse acısı çıkar diye. Doldurdum sürahiye koydum dolaba gelen içti giden içti. Yemek yanında, kek yanında, yatmadan önce, kahvaltıda, dayanır mı bizim eve?

9 Nisan 2011 Cumartesi

Zencefilli Elma Kompostosu




Portakalı kompostoya katarım demiştim. İşte örneği, bu sefer sadece kabuğunu katmışım. Hazırlarken defterime düştüğüm notlar şöyle: 3 lt suya 2 su bardağı toz şeker at kaynasın. Kaynayan suya 8 adet orta boy elmayı doğra. Baş parmak büyüklüğünde kabuğunu soyduğun taze zencefili, büyükçe bir portakalın kabuğunu dilimleyip at suya. 3-4 dakika kaynat, elmalar parçalanmadan kevgirle bütün taneleri al. Ağzı açık olarak kaynattığın kompostoya elmaları ve portakal kabuklarını ekle tekrar, soğuyunca servis yap.

Size hatasız anlatabilmek adına yazarım defterime, sırası geldiğinde yazıya dökerim. Bu kez olduğu gibi aktarıyorum. Tadını, denerseniz aktarmış olacağım. Pişirdikten sonra doldurun bir sürahiye, bolca taze nane yaprakları atın içine. Havalar öyle sıcak olmasa da iyi gelecektir bu ferahlık. Siz yapın, içtikçe beni anın olur mu?

Mutlu bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle...



28 Şubat 2011 Pazartesi

Üzüm Hoşafı



Eskiden her yemeğin yanında içilirdi hoşaf ya da komposto. Maalesef gazlı içecekler baş köşeyi kaptı artık. Pilavla, börekle uyum sağlar, ferahlatır, mideyi rahatlatır. İçindeki meyve lifleri barsakları çalıştırır. Yalnızca Ramazanda değil, sıkça yer almalı sofralarda, çocukların beslenme çantalarında. Genelde elime geçen her kuru meyveyi katarım hoşafa. Kak hazırlamak zevklidir yazdan. Elmaları, armutları ser güneşe kurusunlar. Bu yaz üzümümü, incirimi, kayısımı da kendim kurutmak niyetindeyim. Kuşburnu eklerim, siyah üzüm, kayısı, incir, erik ne varsa işte.

Bu sefer sadece kuru İzmir üzümü ile yapmışım, üzüm hoşafı yani. Çer çöpünü ayıkladığım yarım kilo üzümü iyice yıkayıp, sekiz su bardağı suyla beş altı dakika kaynatmışım. Ocaktan alınca istediğim tatta şekerini ayarlamışım, eritene kadar suyu bulandırmamaya dikkat ederek karıştırmışım. Kuyruk da kattığım et sote, pilavın değil patates püresinin üzerinden süzülüyor bu kez, pul biber serpmişim ipeğinden. Yanında soğumuş üzüm hoşafım kaşık kaşık lezzet, kaşık kaşık haz...


9 Ağustos 2010 Pazartesi

Sıcağa Karşı Limonata, Vişne Komposto, Karpuz Sorbe bir de Üzüm


Sıcaklardan şikayet edecektim bugün. Sıcağa karşı ucuz ve serin önerilerim olacaktı. Hazır vişne bol ve ucuzken, kaynatıp kompostosunu tüketelim diyecektim. Diyecektim de vişnenin kilosunun bir liradan iki buçuk liraya fırladığını gördüm de şaşırdım, kızdım. (Ben Ramazan'a bağladım ya siz ?)

Karpuz sorbe yapın diyecektim; suyunu sıkıp dondurun, sonra da dondurma kaşığıyla kazıyarak sunun, çocuklar pipetle hüpürdetsinler.
Limonata tarifi verecektim bir de: serin, ferah, naneli. Bi de yanına kurabiye yapın, akşamüstü.

Malzemeler:
  • 9 adet limon
  • 2 su bardağı toz şeker
  • 2 litre ılık su
  • Taze nane
  • Yarım metre tülbent

Hazırlama

İyice yıkadığınız limonları kurulayın, rendenin iri tarafıyla rendeleyin. ( Kabuklar rengini verecekler.) Rende kabukları derin bir kaba alıp kapağını kapatın. Üzerine bir bardak şekeri katıp yoğurun. Bu arada kabukları rendelenmiş limonları tavla zarı şeklinde doğrayın, kabuklara katın. Kalan şekeri de serpip, kapağı kapalı olarak, oda sıcaklığında üç saaat bekletin.
Bu sürenin sonunda geniş bir kabın üzerine tülbenti gerin. Bekleyen limon şeker karışımını parça parça tülbentin arasına alıp sıkın, suyunu çıkarın. Elde ettiğiniz konsantreye oda ısısındaki suyu katıp, biraz da taze nane yaprakları ekleyerek buzdolabına kaldırın. Yeterince soğuduğunda şekerini, su oranını kontrol ederek servis yapabilirsiniz.

Bizim çocuklar buzdolabının önünde fare olmuşlar diyecektim ki şu minik kedi hayatımızın ortasına dalıverdi.

Bütün gece miyavlayınca, çocuklar sabahı zor ettiler. Arayıp buldular, nasıl oldu bilmiyorum kabul ediverdim eve almayı. Çocuklar ne zaman eve kedi ya da köpek almaktan söz açsalar:

-İki kedim var zaten, üçüncüye bakamam deyip geçiştirirdim.

Sanırım lacivert gözlere dayanamadım. Bütün işi gücü bırakıp yıkadım, temizledim. Öyle narin ki, iki gün hapşırdı. Cücükler kızar bir yandan:

-Çok yıkadın hasta ettin işte!

Ayakta durmayı bile beceremiyordu, en fazla dört haftalık, dişleri yeni çıkmış daha. İnek sütü içiyor, biraz yumurta sarısı biraz da şeker katıyoruz. İlk günden çişini nereye yapacağını öğrendi, sütünün yerini de biliyor.
Geldiğinde ufak bir sese korkarak uyanıyor, hızlı ve kesik soluk alıyor, ürkek gözlerle bakıyordu bize. Bugün üçüncü günü, ilk kakasını yaptı alkışlarımızla. Neredeyse günün tamamını uyuyarak geçiriyor. Kucakta, koltukta, ne sese aldırıyor, ne de çocukların uyandırma çabalarına. Rahat uyuyor, kaygısız, huzur içinde.
Toparladı hem, tüyleri parladı, oyuncu bi şey olacak, sokuluyor koynuma, belli belirsiz hırlıyor.

Adı mı ?Umut'un önerisiyle Üzüm oldu. Çok yaşa Üzüm!

3 Aralık 2009 Perşembe

Çıkınımda Getirdiklerim




Bayramda yakaladığımız birkaç günü fırsat bilip kendimizi Kızılcahamam'a attık. Soğuğa, akan burunlarımıza, Ayşesu'nun şiş bademciklerine, domuz gribine aldırmadan hem de. Hatta bir günümüzü de köyde geçirdik. Artık yalnızca üç beş hanenin yaşadığı köyümüzde, çocukluğumun oyun yeri artık taş yıkıntısından ibaret samanlıkların dibinde, harman yerinde oyunlar oynadı çocuklar, kan ter içinde.

Onlar terlerken, ben de hamurla oynaştım, odun ateşinin başında. Kafamı kaldırdığımda baba kız iki torba dolusu ayva ile karşımdaydılar. Ayvalar paylaşıldı, bana kalan beş altı kiloyla ne yapsam diye düşünmeye başladım hemen. Ayvalar orta yerde iken, yengemin eskiden çokça yaptğı reçeller geldi akıllara.

-Kabuklarını soy, rendele, bir gün şekere yatır, sonra da kaynat. Bir iki karanfil at unutmadan.
-Azıcık çekirdeğinden atayım mı?
-At at! Renk verir.



Ayvalarla ilk iş komposto yaptım, ferah ferah içiyoruz yemeklerin yanında, Ayşecik'in beslenme çantasına giriyor sabahları. Reçel mi? Paşa gönlüm bilir.

Yola çıkarken alınacaklar vardı aklımızda. Listenin başında tereyağı geliyordu. Her zaman alışveriş yaptığımız hanıma telefonla ulaştığımızda, ineklerinin yavrulayacağını, bu yüzden, hiç tereyağının olmadığını, ancak Şubat'ta olabileceğini söyledi. O zaman mandıraların yolu göründü bize de. Yazın on beş liradan aşağıya bulamadığımız tereyağını, kilosu onbir lira elli kuruştan alınca sevindik haliyle. Biraz süt bulabildik, dönüş akşamı, oğlan sütlü çorba diye tutturunca, birazını çorbaya kattım, birazını da yoğurt yaptım. Sütlü çorba için pirinci az suyla haşladım, süt ekleyip, biraz da un özeyip kaynamaya bıraktım. Tuzunu da ayarladınız mı, iş tamamdır, üzerine azıcık karabiber serpebilirsiniz. Alışkın olmayanların yadırgayacağı, ama bizim oraların insanının çok sevdiği bir çorbadır; sıcak da içilir, soğuk da.


Bir başka isteğim de köy unu bulmaktı. Uzun zamandır kafamı kurcalayan ekşi maya denemeleri için gerekliydi. Arman Kırım gibi ben de mumyaları çatlatacaktım. Lakin, tarlasını eken biçen yoktu köyde. Bir akıl verdi dayım:

-Falanca köyde değirmen var, orada bulursun un.

Dönüş akşama kalınca, mumya çatlatma hayallerim ertelenmiş oldu sözün kısası.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Üvez


E bir de ben sorayım. Tanıdınız mı bu meyveyi?

Cumaları gelen yoğurtçu amca getirmiş. Süzme yoğurdumu yaklaşık iki yıldır ondan alırım. Tertemiz, lezzetli, ayran yaptığımda üzerinde minik tereyağ paçaları yüzer. Taşınsam, yeni adresime gelir mi acep diye de hayıflanırım bazen. Süzme yoğurt bulunmazsa buzdolabımda huzursuz olurum. Fiyatta da hiç pazarlığı olmaz amcamın, ne dediyse odur. Arada başka tadlar da getirir. Şu ara çuvalla ceviz duruyor minibüsünde. Elma getirir, armut getirir, otlar getirir. Geçen gelişinde hiç bilmediğim bu meyveyi gösterdi. Adı üvez. Armut ailesinden olduğunu düşündüm, bizim ahlata çok benziyor. Olgunlaşanları kahverengi, biraz mayhoş. Yeşilleri çok daha buruk. Üvezin bitmeyen faydalarını Meyvelitepe bir bir anlatmış.


Komposto yaparken elimin altında bulunan meyveleri harman etmeyi çok severim. Üvezler yine komposto yapmak niyetinde olduğum bir güne denk gelince, artık sonu gelen mürdümlerle, siyah üzümlerle ve dayımların bahçesinin tadına doyulmaz elmaları ile birleştiler. Komposto canlı rengi, davetkar kokusuyla hem soframızda yerini aldı, hem de Ayşesu'nun beslenme çantasında.


26 Şubat 2009 Perşembe

Hoşaf




Canım annem neler yollamış. Yazları Kızlıcahamam'da geçirirler. Hal böyle olunca yazdan saklanabilecek ne varsa yapar bizim için. Arada bir köye de uğrayıp, çocukluğumda dallarından inmediğim, artık kimsecikler ilgilenmediği için kurumaya yüz tutmuş, son meyvelerını veren erik ve elma ağaçlarında ne bulursa toplar, kurutur. Dağ tepe dolaşıp kuşburnu, yabani erik, böğürtlen toplar. Biz de gittiğimizde çocukların pek sevdikleri bir iş oluyor bu.


Benim gibi yemekleri göz kararı yapan biri için tarifleri yazarken ölçü vermek sıkıntı yaratıyor. Üşenmedim bu sefer ölçtüm, biçtim.




Hoşaf için bu gördüğünüz 150ml. lik kupa ile 4 ölçü kuru meyve kullandım. Bu kadar meyveye de iyice yıkayıp temizledikten sonra, 4.5 lt su koydum. Düdüklüde buharı çıktıktan sonra sadece 7 dk. kaynattım, bu sürenin sonunda yumuşak kokusuyla hoşaf hazırdı.

Günün her saatinde içime hazır, steril bir süt fabrikası muamelesi gördüğüm günlerde ne çok hoşaf içmiştim.

Bu günlerde Bodrum' u özlüyorum. Küçük sarı saçlı, meraklı, oyuncu ve yaramaz oğlumu orda bıraktım sanki. Sanki gitsem evimizin bahçesinde toprağa karışmış, bir elinde hortumla ya da kum oyuncakları etrafa saçılmış, koca kamyonunun üzerinde, bisikletine binerken bulacağım. Sanki denizden gelmiş de tuzlu yanaklarını öpebilirim ve o kendini çekip

- meme, meme diyecek.

Önce bir ağzına alıp;

-Acı, dıka! ( bu yıka demek oluyor)

diyecekmiş gibi.

Gidesim var, gidip de temiz havasını içime çekesim, şimdilerde rüzgarlı olduğunu tahmin ettiğim kıyılarında denize karşı durasım var. Begonvillerin sarıp sarmaladığı bahçelerde sardunyaların ve denizin kokusunu ciğerlerime çekesim var.

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin