17 Eylül 2012 Pazartesi
Kışlık Domates Konservesi, Erik Reçeli ve Kış Hazırlıklarında Son Durum
Mevsim sonbahara dönüyor. Ben geriden geliyorum oysa. Yaz meyveleriyle hasbihal edemedik daha, hoş ameliyat sonrası kiminin ancak suyunu içebildim, kiminin püresini ya. Neyse efenim, hala bulabiliyorken yapıp fotoğraflamak istediğim reçetelere yoğunlaşmak istiyorum. Sonra sevgilimin hediyesi 5 kg bitter kuvertürüm, çok çikolatalı, çok meyveli hayallerim var. Var ya bir yanda da yetişmesi gereken kış hazırlıklarım var. Biraz domates ve fasülye konservesi yapıldı, tarhanamız çoktan kavanozlara girdi, dondurucuya bamya atıldı, taze fasülyeler, patlıcanlar, biberler, kabaklar,domatesler kurudu. Yabani elmalar kurudu; hoşaflık, atıştırmalık. İki kavanoz da turşu kuruldu şimdilik. Turşuların devamı gelecek, patlıcan, kırmızı biber ve ajvar sos yapma hayallerim de mevcut. İşin çoğu gitti azı kaldı diyebilirim. Ama bünye pek kaldıramıyor bunca işi, dur desem de durmuyor, halsiz düşüyorum gün sonunda.
Gelen sonbaharın sakinliği, dizi dizi kavanozlar, renkler unutturuyor biraz da olsa yorgunluğumu. Erikler sütçümden, küçük ve tatlı köy erikleri. Bir kilo eriğe bir kilo şeker oranıyla temizlenip yıkanmış erikler akşamdan şekere yatırıldı, sabah kaynatıldı.Ocaktan almaya yakın azıcık limon sıkıldı, sadece tahta kaşık kullanıldı bu işlemler sırasında ve minicik tereyağı atıldı içine. Pişmesine yakın porselen bir tabağa alınıp kıvamı kontrol edildi, hazır olduğunda sıcak vaziyette iken kavanozlandı, ağızları sıkıca kapatıldı, hemen ters çevirip dinlenmeye bırakıldı. Ters çeviriyoruz ki, meyveler kavanozun üst kısmında kalmasın. Olur da ölçemediniz göz kararı ayarladınız şekerini, sonra bir de baktınız ki reçeliniz fazla şekerli olmuş; çare kolay. Hemen aynı meyveyi azıcık suyla şekersiz olarak şöyle bir iki tıkırdatın, ekleyin reçelinize yeniden kaynatıverin birazcık, ziyan olmasın emeğiniz, paranız.
Domates konservesi içinse dün yaptığımda ( bir günde bütün ihtiyacımı yapamıyorum) dokuz kilo lezzetli Ayaş domatesleri kullandım. Dokuz kilo domatesten on dört adet yarım litrelik kavanoz çıktı. Altlarına çarpı attığınız domatesleri kaynar suyun içine atın. Biraz bekleyin, kolayca kabuklarını soyabileceksiniz. Şimdi yemeklik doğrayın ve büyükçe bir tencerede az zeytinyağında doğranmış sivri biberleri ( ölçüsü size kalmış, ben fazla biberli sevmediğimden az kulandım) çevriştirip hemen domatesleri atın. Kaynadığında ara ara karıştırarak biraz diriliği çıkana kadar pişirin. Temiz, içi kuru kavanozlara -ocağın altını kapatmayın bu arada- doldurun. Bir yandan küçük bir tencerede yeni, kullanılmamış kapaklarınız da kaynayadursun. Bir maşa ile kaynar sudan aldığınız kapağı bezle tutarak dikkatlice kapatın hemen. Dilerseniz bu aşamada hemen ters çevirip kaldırabilirsiniz. Ancak ben kapakların atma ihtimalini sıfıra indirmek için geniş tencereye kapakları altta kalacak şekilde kavanozları dizip yarıya gelmeyecek kadar sıcak su koyup beş altı dakika kaynatıyorum. Bu aşamada da domateslerin bir parça pişeceğini hesaba katarak tencerede öyle uzuun süreler pişirmiyoruz. Şimdi kavanozları dikkatlice bezle tutarak sudan alıp yine kapakları altta kalacak şekilde dizin ve ertesi güne kadar yerlerinden oynatmayın.
Ertesi gün kapaklara baktığınızda kapağın orta kısmının hafifçe içe çökmüş olduğunu, oradaki bombeyi hissedeceksiniz. Serin ve karanlık bir yere kaldırıp kışın yemeklerinizde gönül rahatlığıyla kullanacağınız domatesleriniz hazırdır.
Kış hazırlıkları kapsamında diğer anlatımlarım, fotoğraflar, tarifler ve önemli ip uçları için uğrayabilirsiniz.
Afiyetle, güzel günlerde tüketiniz.
8 Eylül 2012 Cumartesi
Şakşuka Tarifi İle
Merhaba.
Evet evet merhaba ile başlamalı, çok oldu görüşmeyeli. Ellerimin tuşlara uzanmadaki tembelliğini kırmak için, nerden başlasak, ne anlatsak sıkıntısını yenmek için. Merhaba demeli önce. Geçmiş olsun dileklerinize teşekkür etmeli. İyiyim ben, en azından geçtiğimiz aya göre. Sıkıntılar tamamen bitmedi belki olsun; iyiyim ben. Sizler de iyisiniz umarım?
Arayı soğutmak hiç de iyi olmadı doğrusu. Sanki blogdaki onca fotoğrafı ben çekmemişim? Sanki onlarca satırı ben yazmamışım? Ne çektiğim fotoğrafları beğeniyorum, ne elim tuşlara varıyor. Yok bu tembelliği kırmak için başlamalı bir yerlerden. ''Sebzelerin şahından'', ''fakir etinden''.
''Önü önlüklü, başı keçikli, mor fistanlı, yeşil kaftanlıdan''
''Alçacık boylu kadife donludan''
''Aldır abası, yeşildir küpesi, bunu bilmeyen eşek sıpası.''
Bilemedinizse ben söyleyeyim: patlıcandan tabii. Turşusundan reçeline çeşit çeşit yemeği yapılan, mevsimi geldiğinde her gün çıkan yangınlar yüzünden padişahın İstanbul'a girişini yasakladığı rivayet edilen, Antep'te ''evlat bir su ver patlıcansız olsun'' deyimine sebep patlıcandan başlamalı. Aramızda derin bir aşk var malumunuz. Bugüne dek yer verdiğim, övgüler dizdiğim patlıcanlı tarifleri merak ederseniz hepsi birden buradadır.
Sıcak, ılık, soğuk her halükarda severek yiyeceğiniz şakşukayı kızartmadan yaptım bu kez. Kızartmanın vereceği lezzeti bulamıyorsunuz ama, yenmeyecek gibi değil. Hatta nefis! Evet bu tanımlama uygundur sebzelerini fırınlayarak yaptığım şakşukaya. Şakşukaya patates, kabak girer mi girmez mi tartışmalarına ise hiç bulaşmayacağımı bildiririm.
Alacalı soyduğunuz patlıcanları tuzlu suda beklemeye bırakın. Siz bu arada patates, kabak, biber ve domatesleri küçük küçük doğrayın. Fırın tepsisine yağlı kağıt serin ve yıkayıp suyunu süzdüğünüz patlıcanları, patates, kabak ve sivri biberleri, varsa bir avuç da minik domatesleri tepsiye dizin. Tuz ve pul biber serpin, zeytinyağı gezdirin üzerlerine. 200 derece ısınmış fırına verin. Arada karıştırıp her taraflarının eşit pişmesini sağlayın.
Bu arada zeytinyağında yemeklik doğranmış kuru soğanı, bir iki diş sarımsağı sarartın. Küp doğradığınız domatesleri de katıp bir iki dakika çevriştirin. Az su ekleyip, tuz, karabiber serpin ve kısık ateşte, kapağı kapalı olarak pişmeye bırakın. Almadan hemen önce azıcık sirke, minicik de toz şeker serpebilirsiniz. Güzelce pişen sosu fırında pişen sebzelerin üzerine boşaltıp servis yapın. Yanına süzme yoğurt, ister sarımsaklı, ister sarımsaksız. Size kalmış.
29 Temmuz 2012 Pazar
İzninizle
Sessizliğimde merak edip soranlara teşekkür ederim. Bir süre daha ilgilenemeyeceğim Narince ile. Facebook'tan takip edenler biliyorlar. Geçirdiğim zor ameliyattan sonra, uzun sürecek bir iyileşme dönemimdeyim.Biraz daha toparlandığımda küçük bir tatilin ardından Eylül başında yeniden buralarda olmayı umuyorum.
Geçmiş olsun dilekleriniz, güzel enerjiniz için çok teşekkür ediyor, sağlıklı günler diliyorum hepinize.
Sevgiler.
Necla.
10 Temmuz 2012 Salı
Tez Vakitte
Hızlı, kolay ve pratik bir yemek. Dışardan geldiğinizde, dar vakitte; aslında kuru, tatsız, yavan diye horgördüğümüz tavuk göğsünden yaratılacak, uzakların esintilerini harmanlayabileceğiniz bir tabak. Hepi topu on dakkikada yapabilirsiniz. Tavayakoyacağınız yağda önce piyazlık doğranmış kurusoğanları az ateşte sarartın.- Yüksek ısıda soğan pişirmeyi sevmiyoruz.- Peşine tavuk göğüs etlerini atın, ocağın altı yüksek şimdi. Beş dakika çevriştirin öyle. Kırmızı ve yeşil biberler, sarımsak, kimyon, zerdeçal, toz kırmızı biber ekleniyor hep birden. Şimdi soya sos (tuzu azaltılmış ve mümkünse organik olanından) iki üç dakika daha çevriştirin, kurutmadan alın ocaktan. Şimdi tabağa yerleştirin, susam serpin. Bitti.
6 Temmuz 2012 Cuma
Lalengi (Patlıcan Balığı)
Bir patlıcanlı tarif de bizden. Tire'den. Eskiden yaz aylarında geç kahvaltılar için yapılırmış. Yanında tulum peyniri ve karpuz yemek adettenmiş. Şeklinden ötürü patlıcan balığı denen ve yöre hanımlarının sebze değil hamur işi sınıfına dahil ettiği bu nefis lezzetin ismi lalengi. İsmi başka güzel, lezzeti başka.
Yapması derseniz pek kolay. Bir su bardağı una bir yumurta, bir fiske karbonat, az tuz, minicik de şeker katıp koyu bir bulamaç haline gelene kadar süt ekleyin. -Sütünüz yoksa su da olur, şeker kızarırken güzel renk alması içindir- Sosun kıvamı patlıcanların üzerinden akıp gitmeyecek ama; patlıcanların üzerinde kalınca bir tabaka da oluşturmayacak şekilde olmalı.
Alacalı soyup sonra da boyuna incecik dilimlediğiniz patlıcanları bu sosa batırıp kızgın yağda önlü arkalı kızartın. -Kalın dilimlerseniz patlıcanlar diri kalacaktır, unutmadan.- Güzelce kızaran patlıcanları kağıt havluya alıp fazla yağından arındırın ve sıcağı çıkmadan İzmir tulumunu rendeleyin üstlerine. Karpuzunuz da eksik olmasın, aman diyim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)