31 Mart 2009 Salı

Kahve-1



Çoban Khaldi, kahve çekirdeğinin keçileri canlandırdığını farkettiğinde, dünyada en yüksek cirolu ticaret hammaddelerinden biri olacağını tahmin edemezdi kuşkusuz.

Kahve İle Birlikte;

En iyi sonuç için tam yağlı sütü köpürtebilir , rafine veya kahverengi şeker, akide şekeri ikram edebilirsiniz. Çikolata kahvenin lezzetini daha da arttırır. Üzerinde mocha yazan kahveler, çikolata ile kombine edildiğini anlatır. Süt köpüğünün üzerine rende veya pudra şeklinde çikolata koyabilirsiniz. Elbette kahvenin yanında çikolata parçası pek mutlu eder bizi.

Vanilya, tarçın, Cointreau gibi portakal aromalı likörler, konyak, viski kahveye eşlik edebilecek diğer lezzetler. Bayramlarda kahvenin yanında likör ikram etme geleneğimizi unutmayarak, önümüzdeki günlerde evde nasıl likör yapabileceğinizi anlatacağım sizlere. Şimdilik şeflerin kahveli bir brownie si ile idare edelim.
Bu tarif için hep bir kenarda kullanılmayı bekleyen küçük mutfak tartımı kullandım. Gram gram uydum tarife, tarçın atarken biraz çekindim ama brownie ye ne kadar yakıştığını görmüş oldum böylece.







Malzemeler:



3 yemek kaşığı çözünebilir hazır kahve (nescafe)

185 gr. tereyağı

150 gr. kahverengi şeker (ben beyaz kullandım, problem yok)

3 yumurta

140gr. un

2 yemek kaşığı kakao

Bir tutam tuz

1 tatlı kaşığı tarçın

1 tatlı kaşığı şekerli vanilin

200gr. ceviz içi

1 tatlı kaşığı kabartma tozu



Hazırlanışı:



Fırını 180 dereceye ısıtın.

Kalıbınız yağlayın. Ben borcam tercih ediyorum.

Hazır kahveyi üç yemek kaşığı suda çözün.

Tereyağı (eritilmiş, soğumuş) ve şekeri birlikte çırpın.

Yumurtaları ve kahveyi sırayla ilave edin.

Un, kabartma tozu, kakao, tuz, tarçın ve vanilyayı karıştırıp diğerlerine ilave edin. Kırılmış cevizleri de ekleyin.

Hamuru kalıba dökün ve 180 derece fırında yarım saat pişirip, çıkarın.

Izgara Çupra




Çiftlik değil deniz çuprası olursa, hele de mangaldaki közde usul usul ama kurumadan, yanmadan pişmişse, çatalı dokundurduğunuzda bembeyaz eti sulu ve buharı üstünde tabağa ayrılıvermişse, salata ve ailenizin sıcak sohbeti de eşlik ediyorsa çupranın tadına doyum olmaz. Benim için çupra illa ki ızgara olacak. En çok bu halini seviyorum.
Pulları ve içi iyice emizlenen, yıkanan çupra hafifçe yağlanıp, ızgaraya dizilir, közle buluşturulur. Sonrasında bütün gece damağınızda kalacak bir lezzete kavuşursunuz. Tabağa boylu boyunca uzanmış çuprayı, salatayı, aynı tadı hâyâl etmeye çalışırım sonraki günlerde. Ama nafile bir sonraki çupra keyfi beklenmelidir. Peki ya siz? Siz nasıl seversiniz çuprayı pardon çipurayı?

29 Mart 2009 Pazar

Yaşasın Tatil




Futbol girmeyen evin futbola tutulmuş oğlu. İlk basketbol topunu daha ikibuçuk yaşındayken almışız, sırf futbolu sevmesin diye. O da sevmemiş zaten. Anaokulunda, birinci ve ikinci sınıfta oğlanlar maç yaparken bizimki ya kızlarla oynuyor, ya bir kenarda tek başına. Maç yapmayan tek oğlan bulamadık bizimkine. Ne yapsak ne etsek derken , kendi elimizle atıyoruz oğlanı sahaya. Yüreklendiriyoruz, fayda yok heves ediyor ama, sahaya adım atmıyor. Çekingen bakışları hep odağımızda. Usul usul karışıyor arkadaşlarına ama, hiç bir beceri yok, kaleye dikiyorlar bizimkini. Bir yıl da böyle geçiyor. Derken geçen yıl okuldaki turnuvada ilk kez oynuyor sınıf takımında.


-Anne sen gelme!

-Niye?

-Utanıyorum, sen izleme beni.


yalvarmalarım çare olmuyor, izleyemiyorum ilk maçını. Utangaçlığı da çekingenliği de attı artık. Her fırsatta top peşinde koşuyor, gözünü açar açmaz, çocuklara futbol dersleri veren kanalı açıyor. Bu hafta da olan oluyor, bizimki maç sırasında arkadaşının kafasına tosluyor gözünü. Balon gibi şişmiş gözler ve alınla geliyor eve.

Ben ve babası hâlâ sevmiyoruz futbolu, sevmeyeceğiz de. Oğlumuzun da futboldan sıkılmasını beklemekten başka bir şey yapmayacağız. Kafasını gözünü kırmadan büyütebilirsek ne mutlu bize.

Mor bir gözle girdik hafta sonuna. Seçim tatili de gelince bir sevindik, bir sevindik. Çikolatalı pastamızı yaptık, hep birlikte süsledik, sonra da yedik.


Malzeme Listemiz:


Keki İçin


3 yumurta

1 adet muz

170gr. bitter çikolata

3 yemek kaşığı tereyağı

1 su bardağı un

1 su bardağı süt

1 paket kabartma tozu


Kreması İçin


4 çorba kaşığı un

3 çorba kaşığı tozşeker,2 yumurta

3 su bardağı süt

3 çorba kaşığı tereyağı

4,5 çorba kaşığı kakao

1.5 paket vanilya


Kenar çikolatası için (1 paket 80gr.) bitter çikolata


Keki için yumurta ve muzu mikserle çırpın. Bitter çikolata ve tereyağını ben mari usülü eritip, yumurtalı muzlu karışıma katıp, karıştırın. Kelepçeli kek kalıbına boşaltıp, 170 derecede 40 dakika pişirin. Fırından çıkarıp ızgara üzerinde soğumaya bırakın. Bu arada kreması için, ateşe dayanıklı bir kabın içinde yağ hariç bütün malzemeyi iyice çırpın ve ocağa alıp, koyulaşıncaya kadar pişirin. Ocaktan indirip içine tereyağını ekleyin ve mikserle iki dakika çırpıp, soğutun.


Kenar kaplaması için bitter çikolatayı benmari usülü eritin. Pastanın çapında kestiğiniz yağlı kağıdın üzerine döküp, bir bıçak yardımıyla kalın bir şerit halinde yayın ve şeklini bozmadan dondurun.


Soğumuş keki ikiye ayırıp, arasına kremadan sürüp diğer katı üzerine kapatın. Pastanın üzerini de aynı kremayla sıvayıp, çikolatalı yağlı kağıdı pastanın çevresine dolayın, kağıdı çikolatadan sıyırın. İstediğiniz gibi süsleyip, buzdolabında bir kaç saat dinlendirdikten sonra servis yapabilirsiniz.








27 Mart 2009 Cuma

İnat ve Vişneli Tart

İnat ve Vişneli Tart




Tarifi Porselen Demlik Çay Saati 39 Etkinliği icin, http://pastakur.blogspot.com/ Zeynep Hanım'ın sayfasına gönderiyorum.

Tart Hamuru İçin:



2,5 su bardağı un
1 çay kaşığı kabartma tozu
125gr. oda ısısında margarin
Yarım su bardağı pudra şekeri
1 adet yumurta
1 çay kaşığı şekerli vanilin

Ara Harç İçin:

Süt

Bir poşet vanilyalı puding

Üzeri İçin:

3 yemek kaşığı nişasta

1,5 su bardağı su

6 yemek kaşığı toz şeker,

3 su bardağı dondurulmuş vişne

Yapılışı:

Hamuru daha önce verdiğim meyveli tarttaki hamurun aynısı. Yine çok fazla yoğurmadan kulak memesi yumuşaklığında bir hamur tutalım. Hamuru bir kenara bırakıp, yirmi dakika dinlenmesine izin verelim.

Tart kalıbını iyice yağlayıp, hamuru kalıba döşeyelim. Önceden 180 derecede ısıtılmış fırına verip pişirelim.

Hamur pişerken vanilyalı pudingi üzerindeki tarife göre pişirip, kabuk bağlamasına izin vermeden karıştıra karıştıra soğutalım. Pişen ve ılıyan tartın ortasına soğumuş pudingi yayalım.

Üzeri için çukur bir kapta nişastayı, tozşekeri ve suyu iyice karıştıralım. İçine çözülmüş vişneleri ekleyerek orta ısılı ateşin üzerine koyup, karıştırarak katılaşıp, muhallebi kıvamına gelene kadar pişirelim. Kaynadıktan bir iki dakika sonra ocaktan alıp, soğutalım. Soğuyan vişneli harcı tartın üzerine bir kaşık yardımıyla yayalım.

Gelelim tarifin kendini bulana kadar geçirdiğim sinir harbine. Tarif çok tanınmış ünlü bir aşçımıza ait. Hanur için verdiği tarifi uyguladım, sonuç rezaletti. Hamur tart kalıbına konmuyor, yuvarlak ve 25-30 cm çapında bir kalıp kullanılıyordu. Hamur az gelecekti tabii. Kelepçeli kalıba koydum, kenarlarını tarif ettiği gibi yükselttim. Ama ısıyı görür görmez hamur kendini bıraktı, kenar diye bir şey kalmadı, yayıldı. Fırını açarsın, aceleyle elinle düzeltir, folyo üzerinde bakliyatlarla ağırlık verirsin, bu sefer altı pişer, üstü pişmez. Sonra folyoyu kaldırır üstü pişsin diye beklersin. Vişneleri çıkarmışsın çözülmüş zaten.

Necla geçer kendi tart hamuruna. Asıl tarifte ara kat da yok. Kuru hamurun üzerinde sadece vişneli harç var. Araya tadı yumuşatacak bir şeyler lazım. O zaman vanilyalı puding yetişir imdadıma. Neyse sonunda adam ettik tartı, edene kadar da biraz stres yaşadık. Mayhoş sevenler için güzel bir tad, ellerime sağlık.

Peki ne demeli şimdi tarifini doğru dürüst vermeyenlere?

26 Mart 2009 Perşembe

Patlıcanlar Kızarınca



Şüphe yok ki Ermeni şivesiyle patlıcan tavası, fakat İstanbullu Türk ağzıyle patlıcan kızartması dediğimiz lezzetli yemek, yine edebi tabirle 'sehli mümteni'dir (kolay ve sade göründüğü halde yapılması güç). Lakin sıcak sıcak, diri diri yenilirse... Öyle lokantalarda adet olduğu üzere, saatlerce evvel tavadan alınmış, tabakta ve camekanda pörsümüş, ölmüş olanının ne tadına, ne yoğurt sürülmüş buruşuk, gevşemiş kocakarı yüzüne bakarım. Tavadan çıkar çıkmaz, kızgın yağ henüz cildinin üzerinde habbelenir ve fışırdarken yenilirse, zaten yoğurda ihtiyacı yoktur. Kendine has, yarı mantar, yarı dana külbastısı o güzel kokusunu ve lezzetini yoğurtla bozmak, sarımsakla kapatmak reva mıdır? Külde pişmiş patlıcanı şu tarzda yerim: Ateşten, olduğu gibi kabuğiyle önüme getirirler; bıçakla ortasından boylu boyuna yarar, sırtı alta gelmek şartiyle tabağa bütün heybetiyle sererim; üzerine tuz, karabiber ve zeytinyağı... İşte güzel, ılık, çeşnili, iştah verici dumanı, buğuyu o zaman görünüz!"




Refik Halid Karay bize fazla söz bırakmamış. Yine de ben kızarmış patlıcanların üzerinde domates rendesi, biber salçası, bir fiske tuz, bir fiske şeker, bir kaç damla sirke ile kızartmanın yağında pişirilmiş sosu , yanına sarımsaklı yoğurdu arıyorum. Yaz gelene kadar sabredememişim, ne yapayım.


LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin