18 Mart 2010 Perşembe

Oh ne âlâ!


Ye, iç, gez, toz bir de üste para kazan! Oh ne güzel!

Televizyon gezginlerini izledikçe eminim pek çoğunuzun ağzından dökülüyordur benzer cümleler. Mehmet Yaşin şehir şehir dolaşıp nefis yemeklerin, kebapların, pidelerin tadına bakarken , Vedat Milor esnaf lokantalarında ambiansa bir, lezzete dört yıldız verirken sizler de yutkunmuyor musunuz? Gerçi beni bilmem hangi beş yıldızlı otelin, dünyanın bilmem hangi köşesinden gelmiş aşçısının hazırladığı gastronomik tabaklar değil, sıradan küçük lokantaların lezzeti daha çok çekiyor.

Anthony Bourdain, yaşlı gezegenimizin herhangi bir yerinde huşu içinde yemek yerken, kokuları siz de almak istemiyor musunuz? Ben de rezervasyonsuz gezineyim, param da cebimde kalsın diye iç geçirmez misiniz? Sürekli yemeğin içinde yaşayan, yine de formda kalmayı başarabilen yakışıklı aşçımız pek çoklarını kızdırsa da izlenesi bir program hazırlıyor.

Andrew Zimmern, farklı lezzetler peşinde gezerken içimizin kalkması umulan yemeklere istedikleri tepkiyi vermiyorum çoğunlukla. Çünkü ben de en az kendisi kadar seviyorum kuzu ciğerini, beyin, işkembe, bilimum sakatatı. Lakin Meksika'da armadillo eti ya da küçük böcekleri canlı canlı yerken aynı hisleri taşımıyorum. Ama diyorum Bourdain geldi İstanbul'a, Zimmern de gelse, kokoreç yese, beyin haşlama yese, ciğer kebabımızın tadına baksa, unutabilir mi bir daha?

Şimdi bu sözün üstüne bizden bir tarif eklemeliydi ya haftalardır sırasını bekleyen bir hamur işi var bugün. Bir İtalyan şefe, GinaDe Palma' ya ait bir tarif. Tabii benim dokunuşlarımla. Tarife göre bir kek; bana kalırsa daha çok kuru meyveli, tatlı çörek demeli buna. Şef üç tur bindiriyordu tarifte, ben tur bindirmek yerine hamuru altı eş parçaya bölüp yağladım. Sebebinin bu olduğunu sanmamakla birlikte, hamuru çok güzel, ama hacminden dolayı hamur kalma ihtimali yüksek bu çöreği ben pek sevmedim. Hamur tek başına poğaça yapılmaya müsait, güzel bir hamur yalnız çok dolandığından, düşük ısıda usul usul pişirmek gerekiyor, bu da kurumaya sebep olabilir. Benimki güzel pişti, daha küçük çörekçikler halinde pişirilse daha güzel olabilirdi diye düşünüyorum. İşte tarif:

Hamur İçin:

  • 4,5 su bardağı un
  • 1 yumurta
  • 5 yemek kaşığı yoğurt
  • Bir su bardağı ılık su
  • Bir çay kaşığı tuz
  • 2 yemek kaşığı toz şeker
  • Bir paket instant maya


Kat vermek İçin

  • 80 gr tereyağ

İçine:
  • Kuru üzüm
  • Fındık
  • Ceviz
  • Badem
  • Tarçın
  • Karanfil
  • Portakal kabuğu rendesi
  • Kuru kayısı


Hazırlama:

Malzemelerin hepsini yoğurup, yumuşak özlü bir hamur elde edin. Hamuru ılık bir yerde mayalandırdıktan sonra altı eş parçaya bölün. Oda ısısındaki tereyağını da altı eş parçaya bölüp, açtığınız bezelerin herbirini yağlayıp, üst üste koyun. Hepsini birden yine yağlayarak, katlayın ve yağların donması için on beş dakika buzdolabına kaldırın.

Bu arada bulduğunuz ve sevdiğiniz her kuru meyveyi yıkayıp, hatta önceden çıkarıp ılık suda biraz yumuşamalarını sağladıktan sonra, doğrayın. Buzdolabından çıkardığınız hamuru hafif unlu zeminde dikdörtgen şeklinde açın. Kurumeyveli harcı, hamurun her yerine eşit bir şekilde yayın. Sonra bir ucundan başlayarak rulo şeklinde, bu ruloyu da gül böreği gibi sarın. Yağlı kağıt ile kapladığınız kelepçeli kalıba hamuru yerleştirin, tekrar mayalanıp kabarana kadar ılık bir yerde bekletin. Hamur tekrar kabarınca, üzerine yumurta sarısı sürün, susam serpip 170 derece fırında pişirin.

15 Mart 2010 Pazartesi

Yaman Etkinlik: Jöleli Tatlılar



Yaman Etkinlik Narince'de.

Ekim ayını beklerken, sevgili Ayşe'den aldığım bir e-posta ile bu ayın ev sahipliğini alabileceğimi öğrenince elim ayağım dolaştı doğrusu. Koşturmacalı bir haftanın ortasındaydık ve ben daha zamanım var deyip ne konu belirlemiştim, ne teknik eksikliklerimi gidermek için herhangi bir girişimde bulunmuştum. Hafta içi her işe yetişmeye çalışırken bir yandan da düşünüp durdum, konu ne olsa ne olsa? Sevgili Ayşe'nin de yardımlarıyla konu, banner ve etkinlik kodu sorunu çabucak halloldu. Teşekkürler Ayşe.

Konumuz Jöleli Tatlılar. He he ev ödevi verir gibi bir hava belirdi bende şimdi. Bayanlar, baylar bu ay tüm blogları rengarenk yapalım. Pembe, kırmızı, sarı, turuncu veya yeşil. Hangi rengi seviyorsanız öyle yapın jölenizi. Hangi meyveyi seviyorsanız onunla birleştirin. Çilek, vişne, böğürtlen, frambuaz, ananas, portakal, mandalina, limon, kivi, muz. İster salata yapın, ister sütlü tatlı, ister pasta, ister tart, tartölet. Pastanız ister bisküvili olsun, ister kek tabanlı, isterseniz musslu. Ama mutlaka jöleli olsun.

Katılmak için blog sahibi olmak şart değil bildiğiniz gibi. Tariflerinizi ve fotoğraflarını, isminizle birlikte 15 Nisan akşamına kadar narince.narince@gmail.com adresine gönderebilirsiniz. Mesajınızı aldığımda size döneceğim mutlaka.

Etkinlik kodu, yan tarafta bannerin hemen altındadır, alabilirsiniz. Renkli ve keyifli bir etkinlik olması dileğiyle.

Sevgi ve saygıyla,

Necla.

13 Mart 2010 Cumartesi

İyi Geliyor


Çok şükür görünmediğimde halimi hatırımı soran komşularım vara sanal da olsa. Yoğun bir hafta tutamadığım bir hızla akıp geçti. Zaman mı hızlı akıyor, ben mi yavaşım bilemedim. Koşturup durdum. Yarışma sever, sahne sever kızımızın peşinde çoğunlukla. İki aşamalı bir yarışma, bir il geneli üçüncülük ödülü, oğlanın üç yazılısı, tarifi not edilmediğinden unutulmuş bir kek, aldığım bir e-posta ile yaşanmış kararsızlık ve birkaç güne sığdırılmak zorunda kalınan bir ön hazırlık sığdırdım haftaya. Aceleye de gelse içe sinen bir çalışma oldu ancak; pazartesiye dek ağzımdan laf alamazsınız.

Hafta sonuna kapağı attık, azıcık dinleneyim derken bugün de başıma iş açmaktan geri durmadım tabii ki. Geçen yıl ithaldir, kesinlikle paslanmaz denilen, benzerlerinden daha fazla para ödeyerek satın aldığım bulaşık sepeti vb. mutfak aksamları kış boyu ihmal edilince paslanıverdi. Franke'nin inox pastası da sorunu gidermeyince, kostitle kaldık baş başa. Üst üste giyilmiş iki eldiveni bile çabucak delen kostit, büyük oranda problemi çözdü. Ancak Necla, sankim çamaşır suyuyla oynarmış gibi, bana bir şey olmaz deyip, yırtık eldivenle devam etti işe. Habire sürdüğü kremler fayda etmiyor. Soluduğu kostit yüzünden, zaten karışık olan kafası bir de dumanlandı. Kafası öyle dolu ki salı olan ortodonti randevusuna cuma sabahı yetişmeye çalışırken yoldan döndü. Hengame hayat kelimesini tek başına karşılayabilecek bir sözcük müdür yoksa? Hatta sözlüklere hayat kelimesinin karşısına mı yazılmalıdır? Bir dilim kek, taze sıkılmış portakal suyuyla iyi gelebilir mi bulanık zihinlere?

Doğaçlama yapıldığından, canım nasıl isterse keki olduğundan, fırsat bulunmadığından tarifi yazılmamış olsa da aşağı yukarı tarif edilemez mi blogda? 4 yumurtaya bir buçuk su bardağı şeker katmıştım. 1 su bardağı süt, 100 gr oda ısısında tereyağı, yarım su bardağı sıvıyağ. Evde olsa olsa 50 gr gelecek kadar bitter bulmuştum. Ama ısrarlıyım çikolatalı olacak bu kek, yarım kalmış bir bitter çikolata sosun paketi geçiyor elime, toz karışımı katıyorum, ununu, kabartma tozunu, rengini kakao ile istediğim gibi ayarlıyor, iki avuç da ceviz atıp veriyorum fırına. Yumuşacık, çikolata kokulu bir kekim oluyor. Açlık hissimi bastırıyorum bununla gelip gidip. Bir de kurabiye sözüm var kızın sınıf arkadaşlarına, yapasım yok. Sözümü tutmadığım görülmemiştir lakin, hem bulutlar dağılır belki?

8 Mart 2010 Pazartesi

Unutulmuş Bir Mühim Gün


Bugünün bize adanmış bir gün olduğunu unutmuşum. Sabah sabah blog komşularımda görünce anımsadım. Hayat unutturacak kadar ağır yükler bindirirken omuzlarımıza, günün anlam ve önemine uygun cümleler kurulabilir mi şu vakitten sonra? Laf olsun işte, bir de deprem haberi almışız üstüne. Öğlenleyin cücüklerimi doyurmak için patatesli kek yaptım. Yol boyu Sezen'ciğimi dinledim. Hangi akla hizmet bugün havanın on dokuz derece hatta yirmi bir derece olacağını söyledi ki bazı haber kanalları? Güneşli bir gün beklerken soğuk, kasvetli havayla içimiz daralıyor. Alta kekin tarifini ekleyeceğim. Ama önce sevdiğim bir başka kadından şarkı önereyim sizlere, madem ki tadımız yok.

Mercedes Sosa, Como La Cigarra.


Malzemeler:

  • 3 yumurta
  • 1 su bardağı süt
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 çay kaşığı karabiber
  • 1 çay kaşığı pul biber
  • 1 sivri biber
  • Bir avuç doğranmış maydonoz
  • 2 su bardağı kek un
  • İki büyük patates (soyulup, minik küpler halinde doğranmış)
  • Çekirdeği çıkarılmış, iri doğranmış siyah zeytin
  • Susam
  • Çörekotu

Hazırlama:

Yumurtaları mikserle birkaç dakika çırpın. Sıvıyağ, süt ve kek unu ekleyip çırpın. Kalan malzemeyi ekleyip, karıştırın. Karışımı yağlanmış tepsiye döküp, üzerine susam ve çörekotu serpin. Önceden ısıtılmış 160 derece fırında pişirin.

3 Mart 2010 Çarşamba

Hayırdır inşallah, hayırdır in-şal-lah!


Hayırdır İnşallah, hayırdır in-şal-lah!

Bu pasta da neyin kutlaması acep? Bu hatun habire sorup duruyor bugünlerde? Sıktı mı sizleri? Neyi kutluyor ki?

Birsen'ciğim bildi bile. Bugünlerde Narince aranıza katılalı bir yıl oluyor. Öyle yan tarafta aylara göre sıralı arşive bakıp da aldanmayın. Hesabı aldıktan sonra, şablondu, kayıt göndermeyi öğrenmeydi derken iki ay geçti. Ben bu arada denemeler yaptım, şiirler, fotoğraflar koyup oynadım durdum sizden habersiz. Sonra bir bir tarifler ekledim kayıtları düzenleye düzenleye. Sizlere ziyaretlerim başladı, sonra sizler beni tanımaya başladınız derken bir yıl geçiverdi.
Son kayıtta blog hazırlamanın zorluğundan bahsederek konuya yanaşmak istedim aslında. Bindik bir alamete, gidiyoz kıyamete hesabı, devam ediyoruz. Seviyorum bu meşgalemi. Bugüne dek hiç hobim olmamıştı diyebilirim. Okul bitip de hemen çocuk yapınca, ikisi de peş peşe gelince, kendine ayıracak vakti kalmıyor insanın. Çocuklar kadını eve bağladığı gibi, bırakmıyor kendi için bir şeyler yapsın. Narince uzun yıllardan sonra yalnızca kendim için, kendimi mutlu etmek için yaptığım ilk iş. Bu yüzden benim için özel, anlamlı. Beni bu işe itekleyen, hesabı aldıktan sonraki oyalanmalarımda sabırsızlanan, hadi hadi diye dürtükleyen sevgilime teşekkür ederim. Beni her zaman ziyaret eden, değerli yorumlarını gönderen, görünmediğimde halimi hatırımı soran siz değerli komşularıma da teşekkür ederim.

Zevkle, her gün öğrenme, daha güzelini yapma arzusuyla devam ediyorum yazmaya, oluşturmaya. Nereye varır bilmiyorum desem yalan olur. Ben gücüm yettiğince, ayakta kaldığım sürece burada olacağımı hissediyorum. Sizleri de hep yanımda bilmek istiyorum değerli komşularım. Biliyorum çok soru sordum bugünlerde, son olsun bunlar. Fikirlerinizi rica ediyorum. Narince'nin bir tarzı var mıdır? Varsa, seviyor musunuz? Arada huysuzluğum tuttuğunda size yakınmalarımdan rahatsız oluyor musunuz? Size Narince'yi sorsalar nasıl tarif edersiniz? Ya da daha az konuş, çok tarif ver mi dersiniz?



Pastanın orijinal ismi: Tranches a la Tsigane (Pasta Dilimi Zigan) Pastanın çingenelerle ilgisini yazmamış usta, ama ben tadını söyleyeyim, çok güzel.
Keki yumuşacık, nemli, üzerinde çalışmaya müsait. Asıl tarifte olmayan kakao ve kıvamı ayarlamak için kattığım su benim eklememdir. Bundan sonra da başka pandispanya denemeyi düşünüyorum . Ara katlarda ve üstte ise çikolata ganaj kullandım. Nefis oldu, nefis!

Pandispanya Malzemeleri:

  • 50 gr tereyağ
  • 50 gr pudra şekeri
  • 5 yumurtanın sarısı
  • 5 yumurtanın beyazı
  • 50 gr erimiş bitter çikolata
  • Bir tepeleme yemek kaşığı kakao
  • 3 yemek kaşığı su
  • 80 gr toz şeker
  • 100 gr elenmiş un

Çikolata Ganaj İçin:

  • 400 ml. krema
  • 200 gr bitter çikolata

Hazırlama:

Tereyağını ve pudra şekerini çırpın. Teker teker karıştırarak yumurta sarılarını ilave edip yedirin. Ben mari usülü erimiş çikolatayı da katıp, karıştırın.

Yumurta aklarını toz şekeri yavaş yavaş ekleyerek çırpın, kar yapın. Yumurta sarılı harcın içine önce kar yaptığınız akları, sonra akıtırcasına unu ilave ederek yedirin. Yağlı kağıt serdiğiniz büyük fırın tepsisine dört milim kalınlığında düzgünce yayın. 200 derecede önceden ısıtılmış fırına verin, sekiz dakika pişirin. Fırından alıp soğuyunca, hatta ertesi gün, altı eş parçaya böldüğünüz katları aralarına çikolata ganaj sürerek birleştirin.

Hem bu lezzetli dilim pastayı Bir Dilim Lezzetler Etkinliği İçin Uzak Köşe'ye göndermeyi de unutmayalım.

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin