13 Mart 2010 Cumartesi

İyi Geliyor


Çok şükür görünmediğimde halimi hatırımı soran komşularım vara sanal da olsa. Yoğun bir hafta tutamadığım bir hızla akıp geçti. Zaman mı hızlı akıyor, ben mi yavaşım bilemedim. Koşturup durdum. Yarışma sever, sahne sever kızımızın peşinde çoğunlukla. İki aşamalı bir yarışma, bir il geneli üçüncülük ödülü, oğlanın üç yazılısı, tarifi not edilmediğinden unutulmuş bir kek, aldığım bir e-posta ile yaşanmış kararsızlık ve birkaç güne sığdırılmak zorunda kalınan bir ön hazırlık sığdırdım haftaya. Aceleye de gelse içe sinen bir çalışma oldu ancak; pazartesiye dek ağzımdan laf alamazsınız.

Hafta sonuna kapağı attık, azıcık dinleneyim derken bugün de başıma iş açmaktan geri durmadım tabii ki. Geçen yıl ithaldir, kesinlikle paslanmaz denilen, benzerlerinden daha fazla para ödeyerek satın aldığım bulaşık sepeti vb. mutfak aksamları kış boyu ihmal edilince paslanıverdi. Franke'nin inox pastası da sorunu gidermeyince, kostitle kaldık baş başa. Üst üste giyilmiş iki eldiveni bile çabucak delen kostit, büyük oranda problemi çözdü. Ancak Necla, sankim çamaşır suyuyla oynarmış gibi, bana bir şey olmaz deyip, yırtık eldivenle devam etti işe. Habire sürdüğü kremler fayda etmiyor. Soluduğu kostit yüzünden, zaten karışık olan kafası bir de dumanlandı. Kafası öyle dolu ki salı olan ortodonti randevusuna cuma sabahı yetişmeye çalışırken yoldan döndü. Hengame hayat kelimesini tek başına karşılayabilecek bir sözcük müdür yoksa? Hatta sözlüklere hayat kelimesinin karşısına mı yazılmalıdır? Bir dilim kek, taze sıkılmış portakal suyuyla iyi gelebilir mi bulanık zihinlere?

Doğaçlama yapıldığından, canım nasıl isterse keki olduğundan, fırsat bulunmadığından tarifi yazılmamış olsa da aşağı yukarı tarif edilemez mi blogda? 4 yumurtaya bir buçuk su bardağı şeker katmıştım. 1 su bardağı süt, 100 gr oda ısısında tereyağı, yarım su bardağı sıvıyağ. Evde olsa olsa 50 gr gelecek kadar bitter bulmuştum. Ama ısrarlıyım çikolatalı olacak bu kek, yarım kalmış bir bitter çikolata sosun paketi geçiyor elime, toz karışımı katıyorum, ununu, kabartma tozunu, rengini kakao ile istediğim gibi ayarlıyor, iki avuç da ceviz atıp veriyorum fırına. Yumuşacık, çikolata kokulu bir kekim oluyor. Açlık hissimi bastırıyorum bununla gelip gidip. Bir de kurabiye sözüm var kızın sınıf arkadaşlarına, yapasım yok. Sözümü tutmadığım görülmemiştir lakin, hem bulutlar dağılır belki?

8 Mart 2010 Pazartesi

Unutulmuş Bir Mühim Gün


Bugünün bize adanmış bir gün olduğunu unutmuşum. Sabah sabah blog komşularımda görünce anımsadım. Hayat unutturacak kadar ağır yükler bindirirken omuzlarımıza, günün anlam ve önemine uygun cümleler kurulabilir mi şu vakitten sonra? Laf olsun işte, bir de deprem haberi almışız üstüne. Öğlenleyin cücüklerimi doyurmak için patatesli kek yaptım. Yol boyu Sezen'ciğimi dinledim. Hangi akla hizmet bugün havanın on dokuz derece hatta yirmi bir derece olacağını söyledi ki bazı haber kanalları? Güneşli bir gün beklerken soğuk, kasvetli havayla içimiz daralıyor. Alta kekin tarifini ekleyeceğim. Ama önce sevdiğim bir başka kadından şarkı önereyim sizlere, madem ki tadımız yok.

Mercedes Sosa, Como La Cigarra.


Malzemeler:

  • 3 yumurta
  • 1 su bardağı süt
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 çay kaşığı karabiber
  • 1 çay kaşığı pul biber
  • 1 sivri biber
  • Bir avuç doğranmış maydonoz
  • 2 su bardağı kek un
  • İki büyük patates (soyulup, minik küpler halinde doğranmış)
  • Çekirdeği çıkarılmış, iri doğranmış siyah zeytin
  • Susam
  • Çörekotu

Hazırlama:

Yumurtaları mikserle birkaç dakika çırpın. Sıvıyağ, süt ve kek unu ekleyip çırpın. Kalan malzemeyi ekleyip, karıştırın. Karışımı yağlanmış tepsiye döküp, üzerine susam ve çörekotu serpin. Önceden ısıtılmış 160 derece fırında pişirin.

3 Mart 2010 Çarşamba

Hayırdır inşallah, hayırdır in-şal-lah!


Hayırdır İnşallah, hayırdır in-şal-lah!

Bu pasta da neyin kutlaması acep? Bu hatun habire sorup duruyor bugünlerde? Sıktı mı sizleri? Neyi kutluyor ki?

Birsen'ciğim bildi bile. Bugünlerde Narince aranıza katılalı bir yıl oluyor. Öyle yan tarafta aylara göre sıralı arşive bakıp da aldanmayın. Hesabı aldıktan sonra, şablondu, kayıt göndermeyi öğrenmeydi derken iki ay geçti. Ben bu arada denemeler yaptım, şiirler, fotoğraflar koyup oynadım durdum sizden habersiz. Sonra bir bir tarifler ekledim kayıtları düzenleye düzenleye. Sizlere ziyaretlerim başladı, sonra sizler beni tanımaya başladınız derken bir yıl geçiverdi.
Son kayıtta blog hazırlamanın zorluğundan bahsederek konuya yanaşmak istedim aslında. Bindik bir alamete, gidiyoz kıyamete hesabı, devam ediyoruz. Seviyorum bu meşgalemi. Bugüne dek hiç hobim olmamıştı diyebilirim. Okul bitip de hemen çocuk yapınca, ikisi de peş peşe gelince, kendine ayıracak vakti kalmıyor insanın. Çocuklar kadını eve bağladığı gibi, bırakmıyor kendi için bir şeyler yapsın. Narince uzun yıllardan sonra yalnızca kendim için, kendimi mutlu etmek için yaptığım ilk iş. Bu yüzden benim için özel, anlamlı. Beni bu işe itekleyen, hesabı aldıktan sonraki oyalanmalarımda sabırsızlanan, hadi hadi diye dürtükleyen sevgilime teşekkür ederim. Beni her zaman ziyaret eden, değerli yorumlarını gönderen, görünmediğimde halimi hatırımı soran siz değerli komşularıma da teşekkür ederim.

Zevkle, her gün öğrenme, daha güzelini yapma arzusuyla devam ediyorum yazmaya, oluşturmaya. Nereye varır bilmiyorum desem yalan olur. Ben gücüm yettiğince, ayakta kaldığım sürece burada olacağımı hissediyorum. Sizleri de hep yanımda bilmek istiyorum değerli komşularım. Biliyorum çok soru sordum bugünlerde, son olsun bunlar. Fikirlerinizi rica ediyorum. Narince'nin bir tarzı var mıdır? Varsa, seviyor musunuz? Arada huysuzluğum tuttuğunda size yakınmalarımdan rahatsız oluyor musunuz? Size Narince'yi sorsalar nasıl tarif edersiniz? Ya da daha az konuş, çok tarif ver mi dersiniz?



Pastanın orijinal ismi: Tranches a la Tsigane (Pasta Dilimi Zigan) Pastanın çingenelerle ilgisini yazmamış usta, ama ben tadını söyleyeyim, çok güzel.
Keki yumuşacık, nemli, üzerinde çalışmaya müsait. Asıl tarifte olmayan kakao ve kıvamı ayarlamak için kattığım su benim eklememdir. Bundan sonra da başka pandispanya denemeyi düşünüyorum . Ara katlarda ve üstte ise çikolata ganaj kullandım. Nefis oldu, nefis!

Pandispanya Malzemeleri:

  • 50 gr tereyağ
  • 50 gr pudra şekeri
  • 5 yumurtanın sarısı
  • 5 yumurtanın beyazı
  • 50 gr erimiş bitter çikolata
  • Bir tepeleme yemek kaşığı kakao
  • 3 yemek kaşığı su
  • 80 gr toz şeker
  • 100 gr elenmiş un

Çikolata Ganaj İçin:

  • 400 ml. krema
  • 200 gr bitter çikolata

Hazırlama:

Tereyağını ve pudra şekerini çırpın. Teker teker karıştırarak yumurta sarılarını ilave edip yedirin. Ben mari usülü erimiş çikolatayı da katıp, karıştırın.

Yumurta aklarını toz şekeri yavaş yavaş ekleyerek çırpın, kar yapın. Yumurta sarılı harcın içine önce kar yaptığınız akları, sonra akıtırcasına unu ilave ederek yedirin. Yağlı kağıt serdiğiniz büyük fırın tepsisine dört milim kalınlığında düzgünce yayın. 200 derecede önceden ısıtılmış fırına verin, sekiz dakika pişirin. Fırından alıp soğuyunca, hatta ertesi gün, altı eş parçaya böldüğünüz katları aralarına çikolata ganaj sürerek birleştirin.

Hem bu lezzetli dilim pastayı Bir Dilim Lezzetler Etkinliği İçin Uzak Köşe'ye göndermeyi de unutmayalım.

27 Şubat 2010 Cumartesi

Çıtır Çıtır Bir Çörek ve Bir Küçük Soru Daha



Malzemeler:

  • 2 yumurtanın sarısı
  • 1 çay bardağı yoğurt
  • 1 tatlı kaşığı yaş maya
  • 1 çay bardağı ılık su
  • 1 çay bardağı sıvı yağ
  • Tuz
  • Aldığı kadar un
  • 200 gr. eritilimiş tereyağ
İçi İçin:

  • Beyaz peynir
  • Maydonoz

Hazırlama:

Yumurta sarıları, sıvıyağ, yoğurt, tuz, ılık su, maya ve un ile poğaça hamuru gibi, yumuşak bir hamur yoğuralım. Hamuru yoğurduktan sonra kabarmasını bklemeden dört eş parçaya bölelim.Unlu bir zeminde iki bezeyi hazır yufka inceliğinde açalım. İlk yufkanın üzerine erimiş tereyağını döküp, fırçayla her yerine sürelim. İkinci yufkayı da üzerine serip, aynı şekilde onu da yağlayalım. Sonra iki yufkayı birlikte rulo şeklinde saralım. Diğer iki yufkaya da aynı işlemi yapıp, buzdolabına koyalım. Ruloların içindeki yağlar donduktan sonra buzdolabından alıp, ruloları iki santim aralarla bölelim. Yeni oluşan her minik bezeyi avucumuzda şöyle bir yuvarlayıp, merdane ile yarım parmak kalınlığında inceltelim. Peynirli içi koyup, kapatalım poğaça gibi. Yalnız kabarması için, bastırmıyor, sadece kapatıyoruz. Küçük çörekleri yağlanmış tepsiye dielim, kalan tereyağını üzerlerine gezdirelim. Fırını 200 dereceye ayarlayın ancak tepsiyi ılık fırına verin. Mayasının gelmesi için zaman tanıyın.



Çıtır çıtır, lezzetli, lokmalar sizindir artık. Yağlı olur diye korkmayın, çıtır çıtır, kat kat, ben çok sevdim. Üzerine yağ gezdirdiğinizden kızarmayan, pembe kalan bu küçük midye çörekçikler hazırlandıktan sonra bloga konması en kısa sürmüş tariftir, Emine Beder'den alınmıştır. Kendileri dün sabah hazırlandılar, bugün karşınızdalar. Kolay iş değil blog yazmak. Tarifini seçecek, güzelce pişireceksin. Karanlık Ankara günlerinde güneşin gülümseyip kaçtığı anlara denk getireceksin ki, tazeyken, tüm güzelliği üzerindeyen poz versin emeklerin. Işığı bulur bulmaz çekeceksin onlarca fotoğrafı. Sonra fırsat bulduğunda bilgisayarına yükleyecek, seçim yapacaksın. Yayımlamaya değer bulduğun fotoğrafı Flickr hesabına aktaracak, orada fotoğrafın kırpılmayacak bir köşesine ismini yazacaksın. Öyle ya emeğini başkaları kullanmasın, önlem alacaksın.

Sonra söz edilecek konular kafanda dolaşıp duracak günlerce, pişecek. Bulaşık yıkarken, okul yolunda, uykunun kaçtığı bir gece vaktinde meşgul olacaksın cümlelerle. Bir kenara not almayıp da unuttuysan usturuplu bir cümleyi, kızacaksın kendine. Hay aksi ! Ya da şimdi olduğu gibi oğlanı dershaneye getirmişindir, okul sonrası etüd için. Veli bekleme odası sessizdir. Kitabını okumaya ara verip çıkarıp çantandan küçük defterini, yazmak için zorlayacaksın kendini. Pencereden dışarı bakarsın, Yüksel Caddesi kalabalık, küçük cafeler, şimdi adım başı açılan simit sarayları kalabalık, sokaktaki küçük iskemlelerde insanlar çay içer, kahve içer, sigarasını tellendirir. Sen evladını günün bu saatine, akşamın yedisine kadar ders dinlemek zorunda bırakan eğitim sistemine sevimli sözcükler yollarsın içinden. Her günü birbirini tutmuyorki insanın. Güllük güleçlik değil ki her vakit. İçin sıkıntılıyken kimin umurunda Narince'ye konması gereken yazı, tarif.

Hadi toparladın diyelim, bir de vakit bulup Blogger'ı tıklayıp, Yeni Kayıt sekmesinde açılan sayfaya doldurmak var bunları. Doldurup göndermekle de bitmiyor iş, yorumlara yetişeceksin. Sonra belki, blogu olmayan kalmadı deyip, sağda solda karşına çıkan, puslu, ne olduğu anlaşılmayan fotoğraflar, kopyala yapıştır tariflerle yüklü bloglara, üstelik bu blogların yaptığı reytinglere kızacaksın.

Kızgınlığın geçip de amaan olsun dediğinde, bu meşgaleye neden önem verdiğini hatırlatacaksın kendine. Sonra dönüp soracaksın komşularına sahi, siz neden bu işle meşgulsünüz?

23 Şubat 2010 Salı

Yemek Problemlerine Çözüm Önerileri


Ahkam kesmek değil ama, yaşadıklarımızdan, okuyup öğrendiklerimizden arta kalanları paylaşmak niyetiyle, çocukların beslenmesinde problem yaşamamak için yapmamız gerekenleri toparlayalım şimdi: Öncelikle yemek yemenin ailece yapılan bir şölen olduğunu hissettirmeli küçüklere. Sofrada sıkıntı ve stres yaşamaktansa birlikte zaman geçirilen hoş dakikalar olmalı yemek saati. Herkes vaktinden önce eline bir tabak alıp bir köşede yerse, kurmayı hayal ettiğimiz beslenme düzeni daha baştan sekteye uğrayacaktır.

Peki sofra saatinin hoş tecrübelere dönüşmesi için neler yapmalıyız? Yemek televizyon karşısında, kucakta, oyuncak başında, bisiklet üstünde, hatta sokakta değil sofrada bir arada yenir. Daha bebeklikte sofraya oturmaya, aileye dahil omanın sıcaklığına alıştırmalı onları. Sofra dağılacak, ortalık batacak endişesine kapılmadan, bir yaşından itibaren kendileri yemeye teşvik edilmelidirler. Tabağı küçük olmalı, az yemek konmalı, isterse bir daha verilen yemek aferin gibi sözlü onaylarla ödüllendirilmeli. Tabağına konan yemek miktarı için kendisine danışılan çocuk tabağının sorumluluğunu da almış olacak, bitirmeye çalışacaktır.

İmkanlar ölçüsünde çeşitli yemekler sunmalı, zorlama ve tehdit kesinlikle kullanılmamalı. Yemek ne ödüldür, ne de ceza! Çorbanı içersen oyun oynayabilirsin dediğinizde çocuğun alacağı mesaj şudur: çorba o kadar kötüdür ki, ancak karşılığında istediğimi alırsam içerim. Bu birkaç kez tekrarlandığında artık anne ve çocuk arasında duymaya alışık olduğumuz pazarlıklar başlar.

Ona özel yemekler hazırlamayın! Siz sofrada nasıl yiyorsanız o da öyle alışmalı. Fakat bu demek değil ki yemeklere bolca acı, baharat katabiliriz. Akşama ne pişirelim sorusunu sormak ve hazırlama, pişirme hatta sunma sürecine onu dahil etmek çocuğumuzun yemeğe bakışını olumlu yönde etkileyecektir.

Bir yemeği, sebzeyi, belki meyveyi yemiyor diye inatlaşmanın alemi yoktur. Bırakın kereviz yemiyorsa yemesin, ölmez ya, zaten yemeğe karşı olumlu tavır geliştirmiş, damak tadı yerinde bir çocuk gün gelecek kerevizi de yiyecektir.

Yemek sırasında acele ettirip, habire uyarılarda bulunmayalım, yediğinden fazlasını yemesi için ısrar etmeyelim.

Öğünler arasında daha çiğneme ve parçalamayı becerdiği ilk aylardan başlayarak ellerine çiğ sebze ve meyveler tutuşturalım. Bizimkiler halen ellerinde sivri biber, salatalık, marul, havuç atıştırmayı severler. Ben abur cuburdan tamamen uzak tutmadım, gönlüm el vermedi.Yalnız bunun yemekten önce yenmeyeceği kesin bir kuraldır. Aburcubur eve topluca alınır, köşe bucak saklama derdim yoktur.

Onların önünde model olduğumuzu hiç unutmayalım, ağzımızdan çıkan her sözcüğe, yüz ifadesine dikkat edelim.

Aslında bunca düzeni evde oturmak kolay, zor olan yakın aile üyeleri, komşular, arkadaşlar işin içine girince zorlaşıyor mesele. Duyacağı birkaç yanlış söz:

- O mu? I ıı ııh lahanayı hiç yemez bizimki, eve girmez!

-Yok ayol, ben yumurta yemem.

Belki anneannelerin babaannelerin torunlara geçtiği kıyaklar sizi biraz zora düşürebilir. Bununla baş etmek de başka bir hüner. Attığınız kırk taklaya, bir kırk daha eklenir bu durumlarda zaten.

Kolay gele deyip, tarife geçelim. Yine kek tarifi var, çünküm, kek yapmak kolayıma geliyor bu ara çünküm; aklıma takmışım, hemi çikolatalı, hemi portakallı bir kek yaratmayı. Buyrun:


Malzemeler:

  • 3 yumurta
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 200gr tereyağ
  • 1 su bardağı portakal suyu
  • 1 türk kahvesi fincanı süt
  • 3 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 portakalın kabuğunun rendesi
  • 2 yemek kaşığı kakao
  • 50 gr. bitter çikolata


Hazırlama:

Yumurta ve şeker köpük köpük oluncaya kadar çırpılır, oda ısısındaki yumuşak tereyağ katılıp, tekrar çırpılır, portakal suyu, süt, portakal kabuğu katıp çırpmaya devam edilir. Unun birazı ayrılır kabartma tozu ile birlikte eleyerek katılır. Harçtan biraz ayrılır, kakao ve benmari yöntemiyle eritilmiş çikolata katılıp, karıştırılır. Kalan un beyaz harca katılır, o da karıştırılır. Yağlanmış kalıba önce beyaz karışım, sonra çikolatalı, sonra tekrar beyaz karışım dökülür, önceden ısıtılmış 180 derece fırında pişirilir.

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin